Dost Dost diye... Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: Hasan Öztürk   
Pazar, 25 Mayıs 2008

  Adı Soyadı:Hasan Öztürk
Mesleği:Emekli Öğretmen
Doğ Yeri:Yerkozlu
İkameti:Atakum/Samsun
Doğum yılı:1959
İletişim: \n \n \n Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır    

 

 

 

  Yılların getirdiği alışkanlık olsa gerek, yine sabahın ilk ışıklarıyla ayaktayım.  Televizyonu açtım. Haberlerde Samsun'da vuku bulan 5 ölümlü bir trafik kazasında hayatını kaybedenleri sayan spikerin ağzından  Şaban Paskap ismini duyduğumda önce inanmak istemedim.. İsim benzerliğidir  diye düşündüm,  fakat paskap soyadı çok nadir olduğundan,  hemen telefona sarıldım...

 

    Amasya Ticaret Meslek Lisesi Müdürü kadim dostum  Hasan Şahin'i  aradım.. "Haber doğrumu ?  müdürüm .."  dediğimde... 

 

_ Evet,  Amasya Devlet Hastanesi önünde  Şaban beyin  cenazesini bekliyoruz...  diye ağlamaklı bir ses tonu ile bana güçlükle  cevap  veriyordu....

 

    İnanmak bile istemiyordum..  Fakat dostumu kaybettiğim bir   gerçekti.  Herkes tarafından sevilen, arkadaşlarının  her işine  koşturan  bu  güzel dostumun bizden kopuşunu ise bir türlü  kabullenemiyordum.   Amasya'ya doğru yola koyulmuştum bile....

 

    Toptepe yokuşunda,  radyoda çalan bir türkü ;  benim iyiden iyiye hüzne gargediyor,  gözyaşlarımı yolda geçen araçlardan  gizlemeye  çalışıyordum...

 

"DOST DOST DİYE  NİCE NİCESİNE SARILDIM...

 BENİM SADIK  YARİM  KARA   TOPRAKTIR......"

 

    Bu  türküyü  her karşılaşmamızda  bana sarılarak,  söyleyen  Şaban  kardeşim  artık  yoktu...  Amasya  ticaret meslek lisesine  gittiğimde  artık  bana kim onun gibi sarılacak ve bu türküyü mırıldanacak  şimdi...   hiç kimse, biliyorum..  artık o  gittiğim okulda olmayacak ve  makamı boş kalacaktı...

    Artık  kimse  bana  zümrem  demeyecek.......

    Kimse bende  "Gold mu ?  Gold  mu ?  "  diye sigara istemeyecek...

    Kimse,  bana  Aşık Veysel'i  artık  hatırlatmayacak...

    Kızıma bile "civciv  hoş geldin  "  diyen olmayacak...

 

    Evet,  Amasya Ticaret Meslek Lisesine uğradığımda  can dostum  Şaban'ımı artık  göremeyeceğim..  gözlerim ise çaresizce  hep onu  arayacak....

 

    Amasya'ya vardığımda, şok olmuş bir vaziyette  eski dostları olarak,  okul idareci-öğretmenleri,  Zeki Soyal, İdris Sayar, Mustafa  Taşdelen gibi benim için çok değer ifade eden dostlarımla  Şaban  Paskap  kardeşimi  sonsuzluğa doğru yolcu ettik..  Mekanın Cennet  olsun... Şabanım...

..

    Bu olaydan bir hafta sonra  yine Vadide Şairlerin  buluşmasına tanıklık için Taşova'da soluğu  almıştım..  Mahalleye vardığımda ise matem havası  beni iyiden iyiye kuşku içinde bırakmıştı...  Ne oldu ?  diye komşulara sorduğumda .."Tekkeli Ayşe Teyzen  vefat etti  "  diye cevap verdiler...

 

   Sessiz,  sakin  ve  hatırının sorulmasıyla bile mutlu olabilen  mahallemizin   Tekkelü  Ayşe Teyzesi  artık  yoktu... Anamın  can yoldaşlarından birisi daha mahalleye elveda demişti...

 

    Mahallemizin geride kalan yaşlıları ise  kaç kişi kaldık diye parmak hesabı yapıyorlardı...

    Bende " Ölüm yaş dinlermi ?    Ramazan, Şahin, Engin, Ali,  Ahmet Taş, Şaban Paskap    çokmu  yaşlıydıki   " diyordum...kendi kendime...

 

    Hafta içinde  özel kornası(DALİ DALİ) ile Taşova'da anılan ve çok sevilen  Sonusalı  ALİ CANLI  ağabeyimizin de vefatını ise büyük bir üzüntü içerisinde öğrenmiştim..

 

    Bu iki Cumartesi  üst üste yaşadığım  acıları  birazcık olsun  azaltmak  ve kendimi  toplamak için  ;  NACİ KONYAR, AYDIN ZEKAİ KIYMET ağabeyler, AHMET GÜNAYDIN  VE TEVFİK ÖZTÜRK   kardeşlerimle birlikte BOROBAY' DAKİ   Vadi esintisinde  ferahlamak için  yola  koyulduk...

 

    ÖMER AGAM(CELEP),  ALİ RIZA ATASOY, FESİH  AKTAŞ,  BEDRETTİN GÜREŞ  VE DURSUN ELMAS GİBİ NİCE ŞİİR DOSTLARININ  OKUDUĞU ŞİİRLER DE TESELLİ BULUYOR   YENİ  DOSTLUKLUKLARA DA  YELKEN  AÇIYORDUK...

 

     Yeni dostlarımızla  seneye değil en yakın zamanda buluşmak dileğiyle  vedalaşıyor,  bizde Taşova'ya doğru rotamızı çeviriyorduk...

 

     Akşam olduğunda ise, yanan semaverde tüten  dumanla birlikte  bütün  sıkıntılarımı  gökyüzüne  savurmaya çalışıyor,  yüreğimdeki  yangını ise,  demli bir  semaver çayının tadıyla  söndürüyordum..

    DOST  DOST DİYE  ÇIKTIĞIMIZ  BU YOLDA...

    DOSTLUKLARIN  KALICI  OLMASI  DİLEĞİYLE...

    DOSTÇA  KALIN........

    HASAN ÖZTÜRK

Son Güncelleme ( Pazar, 25 Mayıs 2008 )
 
Çınarlarımız: RAŞİT ERGÜN Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: Ömer CELEP   
Çarşamba, 14 Mayıs 2008

Ömer CELEP

 

            Kader onu 18 yaşındayken öğretmen yapmış. Tam 26 yılını yani çeyrek asır harcamış bu kutsal meslekte. Kim bilir nerelerde, bu güzel ülkenin hangi verimli, hangi mahrumiyet yörelerinde harcadı ömrünün en güzel yıllarını. Kimleri kazandırdı devletimizin bilinen, bilinmeyen makamlarına ve kim bilir kimleri kazandırdı, aziz ülkemizin iş hayatına, işçi hayatına?

            Her mesleğin ve meslek sahibinin hiç şüphesiz ki bir zirvesi vardır. Çıkılır bu zirveye ve inilir. Bilinen o ki; yukarılara çıkmak zor inmek kolaydır. Raşit Hoca her öğretmen veya her meslek sahibi gibi yıllarını verdiği yükseliş zirvesinden de biliyorum 15 yıl önce indi ve bu iniş yükselişte olduğu gibi 25 yılda olmadı, bir günde oldu. Bir gün daireye çağırıp, “işlik kesme yazısını” imzalattılar ve hesap kapandı.

            Yeşilyurtlular akıllı insanlar. Raşit Hocaya Allahın verdiği cevherin henüz bitmemiş olduğunu gördüler. Gidip kendisine; “Artık Köye hizmet etme zamanı geldiğini” söylediler. Yalvarıp yakarıp ikna ettiler, eli öpülesi emekli öğretmeni ve bu kez de köye muhtar yaptılar.

            Sorumluluk sahibi olan insanlar, hiç anlamamış olsalar bile üzerine aldıkları işlerin yapılması için var gücüyle çalışırlar. Onlar için zaman ve mekân mefhumu yoktur. Sorumluluk sahibi insanlar mesai mefhumuyla pek ilgilenmezler. Onlar için mesai; yaşamaktır, yani yaşıyorlarsa hep mesai yapıyorlar demektir. Raşit hoca Muhtarlık makamına belki pek alışık değildi, o pek bu görevi sevemiyor olabilirdi ama sorumluluk sahibiydi ve hemen yasaların kendisine verdiği yetki ve sorumlulukların sınırını öğrenmeliydi. Onu yaptı. Kısa zamanda görev alanı içine giren ne kadar yasa, yönetmelik ne varsa hepsini gözden geçirdi ve hepsindeki kendine lazım olan hükümleri öğrendi. Öyle ya insanlar öncelikle haklarını, görevlerini, sorumluluklarını bilmelidirler.

            Raşit Hoca doğup büyüdüğü uzun süre de görev yaptığı köyünü ihtiyaçlarını eksiklerini zaten biliyordu. Onların görgülerine, kültürlerine, ahlak anlayışına zaten yabancı değildi. Bütün bu kazanımları birleştirince ortaya örnek hizmet zinciri çıkıverdi.          Ulaşımından alın da çevre düzenlemesine sokak temizliğinden alın da, üretim desteğine kadar neleri değişmedi Yeşilyurt’un?

            Sadece Köyün değil, köylünün bile anlayışı, bakışı, davranışı, her şeyi değişti. Bunlar tabi ki kolay olmadı. Raşit Hoca inanılmaz emek verdi. Belki sağlığını bile bozdu ama Raşit Hoca gerçek ve örnek bir köy üretti. Amirlerinin, köylülerinin ve çevre köylerin haklı takdirlerini kazandı. İşte Raşit Hoca bizim âcizane ölçülerimize göre çınarlarımız arasına alındı.

            Bu bizim ona bir “kıyak”ımız değil, onun gerçek ve inanılmaz performansının haklı gururudur.

            Sen daha çok lazımsın Raşit Abi, kendine iyi bak. Ben inanıyorum ki sende hizmet için inanılmaz bir azim ve bitmez tükenmez bir hizmet aşkı var. Bu cevheri keşfeden gerek yurt içi ve gerekse yurt dışında yaşayan tüm Yeşilyurtlulara bu sütundan selam ve sevgiler yolluyorum.

 
Mahalleli 26-27 Temmuzda 2. kez buluşuyor Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: HASAN ÖZTÜRK   
Pazartesi, 12 Mayıs 2008
Geçtiğimiz sene düzenlenen "Mahalleli Buluşuyor" adlı etkinliğin bu sene ikincisi yapılması planlanıyor. Buna göre yapılacak etkinliğin tarihi belirlendi ve etkinlik tarihi olarak, 26-27 Temmuz tarihinde yapılmasına karar verildi. Organizasyon üyeleri, bu yıl yurtdışından da büyük bir katılımın beklendiğini ve bu nedenle şenliğin iki gün olarak planlandığını belirttiler.

 

Son Güncelleme ( Çarşamba, 28 Mayıs 2008 )
Devamını oku...
 
Çınarlarımız: ÖZGÜR AĞIŞ Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: Ömer CELEP   
Pazar, 11 Mayıs 2008

Ömer CELEP

 

            İlçemize Niksar’dan gelmiştir. Onun gençlik dönemlerini hatırlıyorum. Cami önünde üzüm satıyordu. Köylerden aldığı iki sandık üzümü caminin önüne getirir bir ekmek yarım kilo üzüm yanılmıyorsam 150 kuruştu. Ama onu da herkes alamıyordu, seçkin kişiler alır yerdi. O zamanlar biz Taşova’ya geldiğimizde burada yemek yemez akşama kadar gezer ve karnımızı akşam eve gittiğimizde doyururduk.

Özgür Ağış sonraları sebze fidesi satmaya başladı. Hatırlıyorum, pazarda en fazla fideyi o satardı. Bilahare simit, çekirdek satmaya başladı ve daha sonra da Tekel Bayiliği yaptı. Bu bayilik belki de Özgür Ağış’ın ciddi manada esnaflığa attığı ilk adımdı. Bu işi uzun süre götürdü sayılmaz. Hemen bakkal açtı ve kısa süre sonra da markete çevirdi ve Taşovalıları marketle tanıştırdı.

Özgür ağabeyin asıl tırmanışı yani asıl başarısı bundan sonra gözükmeye başladı. Market önceleri gıda reyonu iken et reyonunu da ekledi. Buradan mobilya sektörüne yönelerek genişletti işini. Daha sonra bu sektörü genişletti derken başarılı bir şekilde işlerini yürütüyor şimdi. Maşallah çocukları arasında da güzel bir dayanışma mevcut, şimdilik iyi gidiyor. İnşallah daha iyi olur.

Benim söylemek istediğim veya onu bu sütuna almamdaki gaye Özgür Ağış’ın ekonomik gücü değil. Elde ettiği o gücü çeşitli vesilelerle toplumla paylaşıyor olmasıdır. Taşova’mızdan Trabzon’a veya yurdun herhangi bir yerine mal satılması bizim için elbette gurur verici bir olaydır. Keşke bütün zenginlerimiz Özgür Abi gibi elde ettiklerini paylaşsalar, yani yeni iş yerleri açarak, açılmışları genişleterek insanlarımıza yeni istihdam alanları oluştursalar.

Özgür Ağış’ın bu erdemi belki de çocukluğunda duyduğu özlemden kaynaklanıyordur. Öyle ya insanlar neye özlem duyarlarsa ellerine imkân geçince en çok onunla meşgul olur. Belli ki yokluk yıllarında hep fabrikalar hayal etmiş üretme hayal etmiş, üretirken paylaşmayı düşlemiş, paylaşmanın hazzını yaşamak istemiş. Niyeti iyi imiş İyi niyet azimle birleşince bakınız insanlar nerelere gelebiliyorlar.

Bir şeyler elde etmenin ya da bir şeyleri elde tutmanın mutlaka bedeli vardır. Bilinmelidir ki dünyada bedelsiz hiçbir şey yoktur. Özgür Abi de sanırım bu bedeli ödemiştir.

Ziraatla uğraşan bir insana “buğday ek ve biç” demek son derece kolay ve külfetsizdir. Ama buğdayı ekmenin bedelini bir çiftçiye sorun. Ekilen bir buğdayın biçme bedelinin ne olduğunu yine bu işi yapana sorun. Buğdayı ekebilme ve biçebilmek için ne zahmetler çektiğini en iyi bu işi yapan bilir.

Şimdi soralım bakalım Özgür Abi ‘ye, bu gün elde ettiklerine sahip olabilmek için ne bedeller ödedi?

Hiçbir şaibeye bulaşmadan bütün insanlara aynı yakınlık ve aynı uzaklıkta kalarak bir şeylere sahip olmak ne güzel, ne güzel!

Yolunuz ve alnınız açık olsun efendim kolay gelsin bereketli olsun Özgür Abi!

Son Güncelleme ( Pazar, 11 Mayıs 2008 )
 
Çınarlarımız: OSMAN ŞAHİN Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: Ömer CELEP   
Çarşamba, 07 Mayıs 2008

Ömer CELEP

 

            Taşova’mızın Dörtyol Köyünde oturmaktadır. Orada doğmuş ama ömrünün uzunca bir kısmını yurt dışında geçirmiş. Orada birikimini yaptıktan sonra baba ocağına dönmüş. Doğduğu köye gelip orada yaşamaya karar vermiş. Çocukluk anılarının arasına, ırmak kenarlarında pancar sulama motorlarının zahmetli çalışmasıyla çıkardığı suyla pancar suladığı, kimi zaman, ormandan kestiği odunları, orman memurlarından gizleye gizleye getirdiği, kimi zaman yakalanıp, kanundan ceza, babası rahmetli Memiş Emmiden yediği dayakların acılarını yaşadığı anıların arasına döndü.

            Acı tatlı anıların izlerini taşıyan o mekânları Osman Şahin hep birer meyve bahçesi yapmış. O anıları acı anıları şimdi yetiştirdiği meyvelerin tatlılığına sararak tatlandıra tatlandıra yiyor.

            Eskilerin tabiriyle “Gavuristan” dan elde ettiği birikimleri, köyünün insanı, köyünün, koyunu kuzusu, kuşu böceğiyle paylaşıyor.

            Meyvecilik için elverişli olan tarlaları ıslah etmek suretiyle meyve fidanları dikerek mükemmel meyve bahçeleri kazandırmış köyüne. Doğaldır ki, kendisi kazanırken, köyünün ve köylünün ufkunu açıyor. Bu nedenle Dörtyol Köyümüzde son yıllarda meyveciliğin gelişmesinde ve insanların bu alana özendirilmesinde Osman Ağabeyin büyük payının olduğunu bilmeyen yoktur. Ülkemizin, beldemizin bu gibi girişimcilere çok ihtiyacı var. Durumu uygun olan girişimcilere örnek olması bakımından, Osman Ağabey’in bu gayretini gazete sütunlarına taşımayı uygun gördük. 

            İyi tanırım Osman ağabeyi. Çalışırken insafsız ama paylaşırken bonkördür. Yiyip içerken yüksekte ama otururken alçaktadır. Kanatları altında taşıdıklarına karşı son derece merhametlidir Osman ağabey.

            Gençliğinin ilk yıllarında köyün başpehlivanı “KARABACAK”la saatlerce güreştikleri halde birbirlerini yenemediklerin, buna rağmen her fırsatta yeniden güreştiklerini büyük bir hayranlıkla izlerdik. O’nun bu yeteneği de vardı. Sağlam bir vücut yapısı olmasına karşın, sevmezdi Osman Ağabey kavgayı hiç sevmezdi.

            Yurt dışından elde ettiği kazanımları paylaştığı köyünde kendine ait kurduğu dünyada şimdi gayet mütevazı bir hayat sürmekle meşgul şimdi.

 
<< Başa Dön < İlk 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Son > Sona Git >>

Sonuçlar 19 - 27 Toplam: 102