Bahar Geldi Hoş geldi. Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: Ömer CELEP   
Pazartesi, 31 Mart 2008
 

 Ömer Celep
31.03.2008

 

            Bu sohbetimizi “Nisan 1” esprisi olarak algılamayın. Aslında “Özel gün” olarak kabul edilen bu tür etkinliklere pek ilgi duymam. “Analar günü, Babalar günü, Sevgililer günü v.s.” gibi günler, oldum olası benim tarzım değil. Fakat bunca yıllık öğretmenlik hayatımda edindiğim birikimlerin bana gösterdiği bir çok gerçekler var. Baharı, sizlerle bu gerçekleri paylaşmak adına selamlıyoruz.

            Kapalı bir kış mevsiminden çıktık. Havalar ısındı, toprak ısındı, toprak altında yatan çekirdek uyandı. Eşya (Tabiat) yeni bir elbise ve yeni bir görünüme büründü. Bir bakıma dünya yeniden canlandı. Hani bir Şairimiz enfes bir söyleyişle ifade etmiş ya;

 

            “Erdi yine ürdi behişt oldu heva anber sirşt

              Alem behişt ender behişt her gûşe bir bağ-ı İrem”

 

(Nisan ayı geldi, hava misk kokulu oldu. Dünya cennet içinde bir cennet, her köşe (de) bir İrem Bağı (oldu). )

            Yukarıdaki beytin günümüz Türkçe’siyle ifadesi bu. Tabiatın böylesine canlanmasından, doğaldır ki, insanlar da etkilenir. Bu etkilenme içine girenler ise en çok gençlerimiz ve özellikle yaşları daha çok öğrencilik yıllarına gelen çocuklarımızdır.

            Bir öğretmen sıfatıyla, öğrencilerimizi potansiyel hatalı göstermek gibi bir densizlik yapmayı kesinlikle düşünmem ve böyle bir hataya düşmekten de Allah’a sığınırım. Ancak; edindiğim bunca tecrübeler gösterdi ki, öğrencilerimizin özellikle gönül ilişkilerindeki hataları en çok bu günlere tesadüf etti. Bu nedenle özellikle öğrenci velileri bu günlerde çocuklarının arkadaş gruplarına, okul devam-devamsızlık durumlarına ve okul ev gidiş gelişlerine dikkat etmek sorumluluklarını hatırlatmak isterim.

            Çocuklarımızın bu dönemleri hepimizin bildiği gibi hassas dönemleridir. Bu hassas dönemler iklimin ve doğal güzelliklerin coşkusuyla birleşince, akıldan daha çok duygular öne çıkmaya başlar. Duyguyla verilen kararların doğruluğu tamamen tesadüflere kalmıştır.

            Açıkça söylemek gerekirse çocuklarımızın hata yapmaya müsait olduğu yaş ve mevsim işte içinde bulundukları bu dönemdir bu nedenle hem okullarımızdaki öğretmen ve idarecilerimizin ve hem de velilerimizin öğrenciler üzerinde dikkatli davranacakları en hassas dönemdir.

            Bunu söylerken, çocuklarımızın iki ayağını bir pabuca sokalım gibi bir mantık asla taşımıyoruz ancak; kontrollü olmaları konusunda takip edilmeleri de elzemdir diye düşünüyoruz.

            Bu mevsimde ki karşı cins arkadaşlıkları genelde bitki isimleriyle başlar. Örneğin, gençler birbirlerine, “gülüm, çiçeğim, menekşem v.s.” gibi hitaplarla başlarlar. Biraz ilerleyince bu hitaplar “kuş” isimlerine dönüşür. “Bülbülüm, kanaryam, muhabbet kuşum v.s” gibi. Daha sonraları da Vahşi Hayvan hitaplarına dönüşür. “Köpek, it, eşek, domuz, hayvan v.s” gibi.

            Ama bu arada çocuklarımızın kaybettikleri çok şeyler vardır. Kimileri derslerinden geri kalır, kimileri devamsızlık yapmak durumuna düşer, kimileri yalana alışır v.s.

            Bütün bu sebepler dolaysıyla, bu ve bundan sonraki özellikle bahar aylarında çocuklarımıza yaptığımız takipleri daha dikkatli yapmak durumunda olduğumuzu hatırlatmak isterim.

            Mutlu bir bahar ve başarılı bir yıl dileğiyle.

  
Son Güncelleme ( Salı, 01 Nisan 2008 )
 
Nostalji Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: Ömer CELEP   
Cumartesi, 29 Mart 2008
 

 Ömer Celep

                                                                           

                                                                                                                                                        30 Mart 2008

 

            Nostalji kelimesi herkes için farklı şey çağrıştırır. Yirmi yaşındaki bir delikanlı için nostaljik olan şey, seksen yaşındaki birisi için modern sayılır. Ama ben bu gün kendi nostaljimizi yaşadım. Bu nostaljik olay yeni kuşak için belki hiçbir şey ifade etmez ama, bizim kuşak için oldukça keyifli sayılabilecek bir olgu olduğunu düşünerek  sizlerle paylaşmaya karar verdim.

            Toprak altında ölmeye mahkum çekirdeğin doğum sancılarının yaşandığı günlerdendi bu gün. Yeşilırmak kenarına serpiştirilmiş söğüt ağaçlarının gövdelerindeki yapraklar henüz bir kaç günlük. Yeşertisi bile zar zor seçilebiliyor. İlk baharın taze bulutları biriktirdiği suları yağmur danesi olarak boşaltmaya zemin ararken, düldülün direksiyonunu Taşova’ya kırıyorum. Tam köprüden geçerken telefonum çalıyor.

            Öbür ucundaki ses, Aydın Zekai Kıymet. Hiçbir şey söylemeden, hatta hal-hatır bile sormadan;

            -Dumanın tüttüğü yere gel.

            Parola gibi bir ifade. Çöz çözebilirsen. Aslında bu ifade, Aydın Abi’yi bilmeyenler için “Parola” sayılır benim için böyle bir muamma söz konusu değil. Bu, bana göre çok açık ve hiç sormadan bulunabilecek bir adresti. Düldüle “Yürü” bakalım dedim ve beni üç dakika sonra, “Mahalleli Buluşuyor” noktasına getirdi. Dar sokağın yüksekçe kısmında, evet duman tütüyordu. Düldülden indikten sonra, sokağa açılan eski model ahşap kapıyı aralıyorum ve oldukça aşınmış beton merdivenlerden on iki basamak çıktıktan sonra, Emekli öğretmen Hasan Öztürk (Hasancan) ve Aydın Zekai Kıymet abi’yi görüyorum. Beni çok samimi eski dostlar gibi karşılıyorlar.

            Kırk metrekarelik çiftliklerinde neler yok ki?

            Bir yaşında meyve fidanları, bu fidanlar arasına serpiştirilmiş, maydanoz, yeşil soğan, roka ve diğer yeşillikler. Bir taraftan ahşap iskelete nakışlandırılmış kerpiç yapılı bir ev. Bir taraftan bu evin merdiveni önüne derme çatma birkaç tuğla üzerine oturtulmuş, et pişirme amaçlı daracık bir ocak. Bir tarafta da, bu nostaljik görünümle kavgalı konumda olan pilastik masa ve sandalyeler.

            Eksiksiz bir nezaket örneği göstererek, beni bu modern masaya oturtuyorlar. Hemen karşımda bir semaver. Tepesinden çıkan duman, sokaktan geçenleri davet edercesine kıvrım kıvrım yükseliyor bahar bulutlarına doğru.

            Aydın Abi ocağın başında et pişirmekle meşgulken, alışkın kediler birer ikişer ziyarete başlıyorlar. Çok alışkın olmalı ki, bize uğramadan hepsi de Aydın Abinin ayaklarına dolaşıyor. Belli ki bizden, kendilerine bir hayır yok.

            Onların bu ziyaretlerinin muhabbetini yaparken,merdivenden, Taşova’mızın ilk bayan terzisi olan Nazım Abi (Nazım Caba) görünüyor. Onu ayakta karşılayarak, özel bir yer hazırlayıp oraya oturtuyoruz. Bizim bu davranışımıza Nazım Abi, tabiatında var olan kibarlığını, görgü ve edep kurallarıyla birleştirerek karşılık veriyor. Bizim kendisine gösterdiğimiz saygıya,Örnek bir tavır ve ince bir uslüple mukabele ediyor.

            Aydın Abinin pişirdiklerini biz, utanmaz hazırcılar cingözlüğü içinde yiyoruz. Yedikten sonra da Rahmetli Adil Emmiye dualar ediyoruz. Eh ne yapalım… Aydın abinin hizmetini gördük, hazır etini de yedik, bari dua edelim. Duanın sermayesi yok ya…

            Aydın ABİ!...

            Sen bize her gün böyle bir bakım yap biz sana her gün dua ederiz. Ama senin yaptığın sermayeli bizim ki sermayesiz.

            Ama itiraf etmeliyim. Bu sırada o sokağı ve o sokakta olan bitenleri çok konuştuk. Hatta “MAHALLELİ BULUŞUYOR” etkinliğinin programını bile yaptık.

            Nostalji iyi oluyor biliyor musunuz? Yüzünüzde hafif de olsa bir tebessüm beliriveriyor.Nostaljinin ne olduğu da önemli değil. Neyin nostaljisi olduğu önemli.

            Bu yıl yapacağımız “Mahalleli Buluşuyor” etkinliğindeki nostalji, biliyorum ki, yetmiş yaşındakilere yedi yaşındaki günü yaşatacak.

            Buluşmak ve o günü yaşamak dileğiyle.

                         

 

           

Son Güncelleme ( Pazar, 30 Mart 2008 )
 
Taşova'da Spor -2- Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: Hasan Öztürk   
Salı, 18 Mart 2008

 Adı Soyadı:Hasan Öztürk
Mesleği:Emekli Öğretmen
Doğ Yeri:Yerkozlu
İkameti:Atakum/Samsun
Doğum yılı:1959
İletişim:  \n Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 

 

 

 


 

      Birinci bölümünü tamamladığımız Taşova'da Spor başlıklı yazıya karşı  eleştiri yanında çok fazla ilginin  olması;   bana,   bazı ayrıntılara girmemin kaçınılmaz olduğunu gösterdi.

 

    Geçen haftaki yazımda,  bazı eksik bıraktığım yada ismini unuttuğum ağabey (Özellikle  Hidayet ve Kemal Genç, Ahmet Taş )   ve Yalçın Pulur (kaleci) kardeşlerimin  olduğunu;   bir kısım sporsever dostlarım   sağolsunlar  bana hatırlattılar.

 

    Bağdat Caddesi ve özellikle  Yeşilırmak Mahallesi  gençlerinin neden?   özellikle Beşiktaş taraftarı olduğu konusunda yaptığım araştırmada; en büyük etkinin  Sait Çavuş,  Dönemin Beden Öğretmenleri  ya da  o dönem popüler olan Kaleci Nejmi olduğu görüşünde birleşen  Sporseverler oldu..  Kısacası ; bu konu bir türlü aydınlatılamadı..

 

    Yemişen Mahallesindeki ; çocuklar ve gençlerin  Fenerli olmasına vesile olan ise; çok sevdiğim ve saydığım; TAŞOVA GENÇLİĞİN  1960 ve 1970  li yıllarındaki  unutulmaz kalecisi  ŞÜKRÜ SOYAL AĞABEYİMİZ dir. 

 

    Sırf bugünlerde  FENERBAHÇE'YE  daha yakın olabilmek için İstanbul'da ikamet ediyor  dersem ,  yalan söylemiş  sayılmam  herhalde...... 

    70'li yıllar da  ,   Galatasaray  taraftarı  ise  parmakla sayılacak kadar  azdı. Naci Konyar ağabey,    bendeniz , Hayati Ulukaya, Fikret Önder, Feridun Taşova , Mehmet Korkmaz,  Hamza Caba  gibi isimlerden ibaret olan Galatasaray taraftarı Taşova'da  

bir türlü çoğalma imkanı da bulamamıştır..

   

    70'li  yıllarda  Taşova'da kulüp binası olan tek takım Kentspor'un ünlü  Kulüp binası ise ;  Fuat Uçaş'gile ait olan  odunluktu..  O  dönem kulüp binası olarak kullanılan odunluk , sonraları  ev yokluğundan  bazı ailelere  kiraya verildiği de araştırmalarım içerisindedir..  

    Esen İdman Yurdu'nun kurucusu  Sabahaddin Günaydın'ın ise; Gürsel Yüksel'in KENTSPORA  transferine  neden ?  izin vermediğini ise anlayabilmiş değilim..

    Mahalle Takımlarında oynayan  oyuncularımızı şöyle bir hatırlatırsak; 

    Kentspor:  Ahmet Günaydın, Ferhat Günaydın, ismail, Mürsel yüksel, Hami, Hasan Öztürk, İdris sayar, Hüseyin Sayar,   Fuat, Nihat Bursalı kardeşler

    Şafak Spor'daki oyuncular:  Çetin, Yüksel temiz, metin, Kenan, Ahmet Kıymet, Servet Sakarya,, hayati, Enes, Ramazan Önal(rahmetli)

    Şimşek spor:  Sedat, İsa-Recep önal,  süleyman aloğlu, Feridun Taşova..,Ömer Sayan, ..

    Esen İdman yurdu:  Sabahaddin, Ethem (rahmetli)-Ekrem Güven, Aydın, Emin, Bülent Esen, Yağcı kardeşler..

    Yeşildirekspor: Kurucusu Halit Pelitli, Metin hallemoğlu,  Halis Pelitli,komserin oğlu Ali Osman, Cezmi...vs..

    Güneş spor :  fikret, Engin, Zekeriya Yağcı, haluk, şaban, mustafa kara,yüksel kara,hamza caba, Selami Sakarya, Mustafa Tanış,

    Yeşilırmak;  Özgür, Celal, Kâni(rahmetli),kenan Önal, Erkan Önder, Hasan Konyar, Aydın, Halis Dincer, Fuat Uçaş... Adnan Yıldırım

    Yemişen spor :  Bahri, Zeki Soyal,  Huri,  Metin Kılıç, Ahmet taş,  Cemal Bayrak,  Eyüp Kuru, Mustafa, Necmettin Özcan,  gibi isimlerden kurulmuştu.

     Bu takımların  formaları ise;  sırt numaraları  uyduruk bir şekilde dikilmiş  fanilalar dan ibaretti..

    Bu takımların maç yaptıkları alanlar  ise; şimdilerde Torunlara ait olan tesisin olduğu bölüm, kırık çeşmenin arkasında orman dairesine ait bahçe,  ırmak kıyısındaki saha idi.

    Taşova Gençliğin ilk sahası ise şimdiki  İmam Hatip Lisesinin bulunduğu boş arsaydı.

    Mahalle takımları arasındaki en ilginç  maç ise  Yeşildirek ile Kentspor arasında oynan ve 8-0 biten maç olmuştu.. Bu maçta  yeşildirek kaptanı Metin Hallemoğlu  8 gol atarak Mahalle liginde bir rekora imza atmıştı..

 

     Bu dönemde;      Galatasaray taraftarının az olmasına rağmen Taşova Gençliğin  ve Taşova Gücünün forma renkleri  ise :  sarı-kırmızı olarak  Taşova tarihine geçmiştir.. 

    Daha sonraları  TaşovaSpor  mavi-beyaz  renkleri ile futbol sahnelerinde boy göstermiş,  Osman Keleş ve talebeleri  Amasya Amatör ligde üstün başarı göstermiş, yıllarca Amasya Amatör Ligde  şampiyon olmuştur. En fazla gruplara giden takım olmasına rağmen,   gruplarda  arzulanan başarı bir türlü yakalanamamıştır..

 

    Amasya Amatör Ligde,  Taşova Spor'un  emektarı-başarılı santraforu  çocukken  Gökmen diye çağırdığımız ,   FERİDUN TAŞOVA   ise,  gol kralı olarak  lig  tarihine adını  yazdırmıştır....

 

   Ayrıca, TAŞOVA LİSESİ,  LİSELERARASI  YAPILAN FUTBOL MÜSABAKALARINDA İKİ KEZ ŞAMPİYON OLMUŞTUR.   İLK ŞAMPİYONLUK  1973-1974 YILINDA KAZANILMIŞ OLMASINA RAĞMEN  FUAT UÇAŞ VE İDRİS KUŞDİLİN KAÇAK OYNAMASI NEDENİYLE BİRİNCİLİK ELİMİZDEN ALINARAK,  1-0 YENDİĞİMİZ  12 HAZİRAN LİSESİNE VERİLMİŞTİR...

    Bu takımda yer alan futbolcular ise;  Salim temiz, Ferhat günaydın, Hasan Öztürk, Celal keleş, Zeki soyal, Sedat akkaya, Hacı bekirin İlhan, Celal Özdemir, Sadullah Birinci,  Özgür Özdemir ve Yüksel Temiz olmuştur..

     70'li yıllarda oynanan  maçları  ve  oyuncuları ile ilgili bazı ilginç olayları ,   gizli kalmış  bilgileri de sizinle paylaşmak istiyorum..

    Kalecimiz  Kartal İsmet ve  Fuat Uçaş  , kafa  kafaya verirler ve dertleşirler:

Kartal İsmet:  Yahu!  Fuat  kimseye söylemezsen sana bir sır vereceğim..

Fuat Uçaş   :  Söylemem.  Sırrın nedir ?

Kartal İsmet:  Fuatçığım,  biliyormusun  ?  benim sol tarafım hiç yok,  yani sol yana hiç  atlayamıyorum.. Adam penaltıyı  sol  tarafa  atsa,  mutlaka gol oluyor  der...

    Birlikte yıllarca  Taşova kalesini koruyan bu ikilinin sırrını ise ,    Taşova'da  bana Fuat anlatmıştı.. 

     Yıllarca  seyircimiz   kalecimizin  bu sırrını bilmeden ,  sol taraftaki toplara  neden atlamadığını anlamadan Setin üzerinde,   Kartal İsmetin sol tarafından  kolayca yediği golleri    seyretmişti..  

    İkinci ilginç  olay ise;  Erek spor ile Taşova Gençlik arasındaki  maçta yaşandı..  Ortalık mahşer yeri gibi kalabalık..   Maç  3-3   ..  Erek spor  penaltı kazanmıştı..  Penaltıyı  bir ara Göztepeye de giden Halim atacak... kalede  Metin Yazgan. .. o vakit ..Kalelerde file falan da yok..   Halim penaltıyı atıyor.  Metin koltuk altından kaçırınca,  arkadaki seyircilerden biri  kalenin içinden ayağı ile çıkarıyor ve o esnada el çabukluğu ile Metin topu yakalıyor..  Hakem ;  bunu çakamadığı için  orta yuvarlağı göstermiyor.. Gol olduğunu çok iyi bilen  Ereksporlular özellikle Halim  hakeme uzun uzun itiraz etsede,    hakem  itirazı kabul etmiyor..   Aslında  4-3  olan  maç;  hakemin ayakta uyumasıyla birlikte    3-3  berabere  bitiyor du....

 

    Evet, değerli dostlarım;karınca-kararınca Taşova'nın futbolu ile ilgili geçmişte bir gezinti yapalım istedim.. 

      Bu yazımda elbette unuttuğum isimler olabilir..  Kimse  darılmasın-gücenmesin..      

    Ayrıca; bu yazıyı yazarken,   bilgisine  başvurduğum  değerli dostlarım  ve ağabeylerime  ;   özellikle   Taşova'da hem futbolu hemde amigoluğuyla tarihe geçecek olan Sait Çavuşuma,  Osman Keleş, Naci Konyar, Aydın Zekai Kıymet, Ahmet Pınar    ağabeylerime,  Fuat Uçaş'a, Özgür Özdemir'e, Feridun Taşova'ya, Sabahaddin Günaydın'a,  Metin Hallemoğlu'na,  Adnan Yıldırım'a, İdris Sayar ve  İsa Önal,  Tevfik Öztürk    kardeşlerime  teşekkür  ediyorum....

 HASAN ÖZTÜRK

   

   

   

 

   

   

   

 

   

Son Güncelleme ( Perşembe, 20 Mart 2008 )
 
Kesk Musanın Kahvesi -10- Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: Ömer CELEP   
Salı, 04 Mart 2008
 

Ömer Celep

ÇAYDİBİ’İNDE BİR MEKAN                                                          

KESİK MUSA’NIN KAHVESİ -10-   

 

       

           Ara sıra ben de katılırdım aralarına. Ama kabul etmem lazım ki beni daha çok ya ihtiyaçları olduğu ya da “hani ayıp olmasın, zaman zaman bizi emeği geçiyor” kabilinden çağırırlardı. Çoğunlukla gezmeye; pikniktir, balık avıdır veya herhangi bir yerde güreş müsabakaları gibi yerlere gitmeyi genelde ben teklif ederdim. Teklif benden olduğu için de ekonomik yükün ağırlığını genelde ben çekerdim. Bunun farkındaydım ama buna hep razı olurdum. Çünkü bu ekibin muhabbetini seviyordum ve mutluyduk hep birlikte. Birbirlerimizin iyi kötü günlerini paylaşıyorduk. Hele zaman zaman ırmak Yeşilırmak’tan tuttuğumuz balık ziyafetlerinde söylediğimiz yöre türküleri, yaptığımız soğuk sıcak şakalar, espriler… Bunların her birilerini yazmak mümkündeğil…

Bu ekipten Muhtar Ahmet’in oğlunun düğününde hep beraberiz. Ekip tam takım orda. Bu ekibe köyde imrenmeyen, bu grubun içine girmeyi arzulamayan hemen hemen yok gibi. Düğün sırasında ekibe katılabilmek için çeşitli davranış ve esprilerle göze girmeyen çalışanlar etrafımızda adeta pervane oluyor. Düğüne gelen davetlilere özel ilgiler, özellikle benim gözüme girebilmek için şakalar espriler….

Bu düğünden bir hafta önce de Zartıl’ın oğlunun düğünü vardı. Zartıl’ın düğününde gelen paradan dolayı yüzü gülüyordu. Tabiri caizse, Zartıl, karlaydı.

Muhtar Ahmet, sosyal yönden Zartıl’a göre daha geniş çevreye sahipti. Bu ikili daha önceleri çeşitli iş ortaklığı da yaptıkları için aralarında görünmez bir rekabet vardı. Ama her ikisi de bu rekabeti dışa yansıtmamaya özel çaba göstermesine rağmen gayet net bir şekilde seziliyordu. Düğün ilerleyip Muhtar Ahmet’in gelen düğüncülerinin açıkça belirmesi üzerine Zartıl ara sıra yanıma yaklaşarak kulağıma “yahu hocam bu ne kadar düğüncü böyle, yoksa bu deyyus zorla mı getirtiyor bunları. Köylere araba mı gönderiyor düğüne gelmeleri için” serzenişini fısıldıyordu. Ben olabildiğince mutluydum gelenlerden. Akşama doğru, düğüne gelenlerin artması üzerine hizmet aksamaları doğmaya başlamıştı. Hizmet edenlerde stres kendini gösteriyordu.

      Bir ara yanımdan Zartıl’ın kaybolduğunu hissettim. Aradan yarım saat kadar bir zaman geçti ki, düğüne gelenlerde bir duraklama oldu. Biz biraz rahatlıktan yararlanarak bir araya geldik ve hizmetin aksayan kısımlarını giderme yollarını tartışıyorduk. Aradan bir iki saat geçti davetlilerin kelişi tamamen kesildi. Kendi kendimize “acaba neler oluyor” diye değerlendirmeler yaparken, eski bir tanıdığımız arabasıyla düğün yemeklerinin yapılarak servis edldiği yere yanımıza gelerek durdu.

         -Arkadaşlar başınız sağ olsun. Kimdi bu cenaze yahu, tam da düğün günü demek takdir böyleymiş?

         Hepimiz şaşırdık birbirlerimize bakındık  ve ben durumdan prelenerek,

         -Yahu ne cenazesi, nerden çıktı bu cenaze işi?

         Adam;

          -Yahu Zartıl köyün girişindeki kavşağa durmuş, düğüne gelenleri “köyde cenaze var, bu nedenle düğün iptal edildi diye geri gönderiyor.

         Birbirlerimize tekrar baktık. Şaşırmıştık. Olan bitene bir anlam veremiyorduk.

            Hakkı, acı bir gülüşle yüzlerimizi biraz süzdükten sonra işi çözdü. Gerçi hepimiz anladık ama yapılacak bir şey yok.

         Muhtar Ahmet büyük bir hışımla;

         -Vay…. Deyip arabaya bir hamlede binmesiyle, arabanın tekerleklerinin patinaj seslerinin yükselmesi bir oldu.

         Hepimiz durdurmak için arkasından koştuk ama nafile.

         Bizler de arabalara binerek arkasından koştuk. Olay yerine vardığımızda; Zartıl durumu sezmiş olmalı ki oradan uzaklaşmış.

         Muhtar Ahmet’i teselli ederek oradan uzaklaştırdık.         Bin türlü küfürler hakaretler…

         Tekrar döndük hizmet mekanımıza. Sağa sola telefonlar haberler v.s ile durumu düzeltmeye çalıştık ama Muhtar Ahmet’i durdurmak imkansız.

         Vuracağım o kavatı diye başka bir şey demiyor. Şuradan buradan derken gece yarısına doğru bir de baktık ki Zartıl gülerek geliyor. Onu bu gülüşünden anladık ki Zartıl Muhtar Ahmet’e şaka yapmış. Alın size buz gibi bir şaka.

         Muhtar Ahmet hışımla üzerine yürüdü Zartıl’ın. Araya girdik tekrar sakinleştirdik. Ama muhtar Ahmet? Aslına bakarsanız o da fırsatçı. Bu ke z o tutturdu.

-         Bu saatte gelen düğüncülerden (o günün şartlarında yüklü bir para) gelecekti sen engel oldun. Bu kadar para verirsen seni affederim yoksa kesin vuracağım oğlum seni.

Zartıl, bir taraftan Muhtar’ın kızgınlığını soğutmaya çalışırken bir taraftan da ona “gıcık verir” gibi gülüyordu.

Onun bu soğuk şakasına hemen hemen hepimiz tepki gözterdik ajka HÜDÜ’NÜN Adil’in tepkisi farklı ve oldukça sert oldu. Küfürlü, hakaret içerikli bir sürü laflar. Kuru Seyit, Kara İbrahim herkes farklı farklı tepkiler gösteriyorlardı. Ben ise olabildiğince oalyı yatıştırma gayretindeydim. Hepsin bir taraf olunca bu kez ben, “Yahu böyle soğuk şaka olur mu?” deyince, zaten hiddetinden yerinde duramayan benden yüz bulmuş olmalı ki, yakınındaki masa üzerinde duran su bardağını kapmasıyla Zartıl’ın kafasına vurması bir oldu. Sol kaşının üstü açıldı. Kanlar akmaya başlıyordu. Önce fark edemedi, sonra kaşından süzülen kanın yanaklarına doğru aktığını hissesince Zartıl. Kanın aktığını kendisinin yaralandığını ancak, elini yanağına götürüp karşısına aldıktan sonra fark etti.

Bu kez hepimiz birden Zartıl’ı tutarken Muhtar  Ahmet’ de kızıyorduk.Yaralanma karşısında zartıl sadece;

- Kafamı yardın lan. Diyebildi ama bir tarftan da hiçbir şey olmamış gibi gülüyordu. Sanki kafası yararlanan başkasıydı.

 

Son Güncelleme ( Salı, 04 Mart 2008 )
 
Taşova'da Spor Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: hasan öztürk   
Pazartesi, 03 Mart 2008

f Adı Soyadı:Hasan Öztürk
Mesleği:Emekli Öğretmen
Doğ Yeri:Yerkozlu
İkameti:Atakum/Samsun
Doğum yılı:1959
İletişim:  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 

  

 

 

 

 

  

Türkiye'de  ve özellikle  Taşova'da  geçim derdinden ve teknolojinin çok ileri boyutlara ulaşmasından dolayı,  çocukların  ve gençlerin  eskiye nazaran  sporla iç içe yaşamadığını söylersem; kimselerin bana bu konuda söz söyleyeceğini sanmam..

    Şimdilerde spor yapan gençlerin çoğu da ; zaten amatör ruhtan uzak bir şekilde spordan, özellikle de futboldan nasıl ekmek yiyebilirim  düşüncesi içindeler...

    Taşova'da,   spor  denilince;  ülkemizde olduğu gibi futbol hep ön planda olmuştur.. Halbuki,  son günlerde  atletizm (kros)  ve  hentbol branşlarında bazı okullarımızın başarısını duymak ise; bizler için bir övünç kaynağı olmuştur..

    Ben de bu haftaki yazımı ;  futbol odaklı yazmak istedim.  Bu yönde de Taşova'da 1926 yılında başlayan futbol serüveni ile ilgili olarak ,  derlediklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum..

    TAŞOVA VE ERBAA  ARASINDA  kalan  araziye  TAŞOVA OVASI denildiği için   ERBAA'da  ilk kurulan futbol takımı  TAŞOVA SPOR  adı altında 1926 yılında kurulmuştur.

    Taşova;  Erbaa'dan aldığı köy ve bucaklarla birlikte   1944 yılında ilçe olmayı başarmış ve YEMİŞHENBÜKÜ (YEMİŞHANI)   olan ismi de  TAŞOVA ilçesi olarak  değiştirilmiştir....

    Taşova'da futbolun önem kazandığı ve popüler olduğu yıllar 1965-90  yılları  olmuştur.. Bir ara Tekel bahçesinde yapılan ATA SPORUMUZ  güreşler, rahmetli H.İbrahim Arda ve Yaşar Kırgöz hocaların  lisede basketbolu sevdirme girişimleri  ayrıca;  Abdurrahman Gültekin hocamızın Taekwando yu öğretme çabaları  futbolun önüne geçmek istemişse de  bunu bir türlü   başaramamışlardır.. 

     Bu güreşlerde ; bizi layıkıyla temsil eden şampiyon güreşcimiz ,  değerli Çaydibi belediye başkanımız  SALİH AHÇI'YI anmadan geçersem ;  ona karşı haksızlık etmiş olurum.

     Özellikle;  Taşova halkının  1965-1980  yılları arasındaki dönemde,  tek eğlencesi  spor ve sinema olduğundan bu dönemde ;  Taşova Gençliğine   esnafımız ve  halkımız  sahip çıkmıştır..   Yapılan yardımlarla,  forma,  ayakkabı  ve kulüp binasının masrafları bir nebzede olsa karşılanabilmiştir.

      1970-1980 yılları arasında,  kurulan  Mahalle takımları  ise ;   Taşova Gençlik  Spor Kulübünün  adetâ  bir alt yapısı gibi çalışmış ve farkında olmadan kulübümüze oyuncu yetiştirmişlerdir... 

    Taşova'da kurulan mahalle takımları  o  kadar fazla idiki,  bu takımları bir araya getirsek ;  bir amatör lig kurulurdu.. 

    Bu takımlar içinde en göze batanları;  KENT SPOR, YEMİŞHEN SPOR, YEŞİLIRMAK SPOR, ŞAFAK SPOR, GÜNEŞ SPOR, ESEN İDMANYURDU,  ŞİMŞEK SPOR, yıldırım spor  olmuştur. 

    En paralı ve havalı kulüp ise  KENT SPORDU.   Özellikle   Bağdat Caddesinde bulunan evlerde yetişen BEŞİKTAŞ taraftarı gençlerin  top oynadığı kulübe;  2.5 lira karşılığında bende Şafak spordan transfer olmuştum.   Renkleri siyah-beyaz olmasına rağmen,  kulüp binasının olması belkide beni cezbetmişti....... 

    Transfer işini gerçekleştiren ise:  Taşova Gazetesi  Yazı İşleri Müdürlüğünü yapmış olan AHMET GÜNAYDIN'dı

    Bu dönemde;  YEMİŞHEN SPOR  ile YEŞİLIRMAK SPOR arasında yapılan maçlar ise  Fener-galatasaray  derbilerini  hiç  aratmazdı..

    Bu  takımlarda  yetişip,  TaşovaSpor da oynayan belli başlı oyuncular ise;Halis Darıcı,  Fuat Uçaş, Özgür, Celal, Feridun, Aydın, Nejdet, Recep, Şenol, Sedat Akkaya, (rahmetli)  Mustafa Tanış, Mustafa Konyar, Ülkü Tümer,  Hayati Günaydın (rahmetli) , Adnan Yıldırım      gibi isimlerden ibaretti.

    Bunlar arasında; Adnan, Mustafa, Celal özdemir, Hayati, Sedat Akkaya  ise Erbaa Erek spora transfer olup, bir süre futbol hayatlarını bu takımda sürdürmüştür..

    TAŞOVA GENÇLİĞİN,  Erbaa  gençlik   bazande  ismi  Erek Spor olarak değiştirilen komşu ilçe takımları  ve  köy takımlarımızla  yapmış olduğu maçları,   İnsanlarımız  ırmak kenarındaki toprak zeminle kaplı  ve eğri büğrü kale direkleri olan bir sahada setin üzerinde izlemeye gelirlerdi.

    Maçlar bir festival  havasında ve kıran kırana geçerdi.. 1970  yıllarda  Taşova Gençlik Spor  kulübün  en  çetin rakipleri  arasında;    AMASYA GENÇLİK,  ERBAA-EREK SPOR, SONUSA, ALPARSLAN VE YERKOZLU KÖYLERİNİ    sayabiliriz..

    Ayrıca  bu dönemde en popüler  futbolcularımız ise; (1965-75  yılları arası) Sait Çavuş, Veysel Albayrak,Mahir ve  Mürsel ağabey, Aydın yağmuroğlu, Aydın Kıymet,  OSMAN-KAMİL-BURHAN KELEŞ KARDEŞLER, UĞUR PELİTLİ, RAHMETLİ ADNAN BAYKAL, RAHMETLİ HÜSEYİN ALOĞLU, AHMET ÇAVUŞOĞLU, KARTAL İSMET, METİN YAZGAN ,yılmaz şenses,(KALECİLERİMİZ),  ŞEREF KESKİN, YÜKSEL ALBAYRAK (alparslan'dan), rahmetli  İMDAT ÖNDER,  ŞÜKRÜ SOYAL,  MEHMET ALTUNAY,  BÜNYAMİN YILMAZ, AYDEMİR AĞABEYİ   SAYABİLİRİZ..

    Bu futbolcularımızın arasında Osman ve   Kamil Keleş  ağabeylerin  kısa dönem bir Erbaa macerası olmuş  ve orada da  futbol oynamışlardır.

    OSMAN KELEŞ  ağabeyimizin oynadığı futbol spor otoritelerinin gözünden kaçmamış olacakki,   akabinde  hemen  AMASYASPOR'A  transfer olmuştu.

    Transfer ücreti ile aldığı  kırmızı HACI MURAT 124  ise ;  dün gibi halâ  hatırımdadır...

    Araba sürerken  ne vakit  kolumu camdan dışarı çıkarsam,   Osman ağabey  gelir birden aklıma... 

    O;  Osman ağabeydirki,  yıllarca  Taşova'da  futbolun hamallığını yapmış ve kendini Taşova Spor'a  adamıştır..   TaşovaSpor'u ; Amasya Amatör ligde yıllarca şampiyon yapmış bir  teknik direktör  olarak da Taşova spor tarihinde yerini alacaktır..

    1980'li yıllarda bir dönem futbolsuz kalan Taşova'da bu boşluğu Naci Konyar ağabeyimizin desteğinde kurulan Taşova Gücü doldurmaya gayret etsede, kurulan bu takımın ömrü uzun olmamıştır.. Bu takımın kurulmasında emeği geçen futbolcular ise:   Fuat, Celal, Özgür , Selami Sakarya, İdris Sayar, Adnan Yıldırım, Rahmetli Engin Kara, H.İbrahim Öztürk, Hamit Küçük, Mustafa Tanış, Aydın Akgün olmuştur.

     Taşova'da iken Osman Ağabeyle;  Taşova Spor yıldız takımını ; guruplara götürmeden evvel  yaptığımız konuşmada ; bana sıkıntılarını anlattığında ise;  elimden birşeyin gelemeyişine de kahrolmuştum..

     Bu şampiyon takımımız için ben de  bir kampanya yapalım  dediğim de ise  " Sonra daha detaylı konuşuruz "  diyerek  ,  konuyu orda kapatmıştı.   

    O yıllardan sonra,  bir süre Taşova'dan profösyonel futbolcu çıkmamış  bir ara Bülent Yılmaz  Fenerbahçe kalecisi olmak için bir süre  çalışmalara  katılsada;   sahip çıkılmadığı için  pek bir  bir başarı elde edememiştir.. 

    Fizik ve teknik olarak çok güçlü iki futbolcumuz olan Şenol ve Recep önder kardeşlerin   Amasyaspor'a transfer olmaları  ise  yine Taşovamız için övünülecek bir olay olarak tarihimize geçmiştir.. Celal Keleş ve  Kadir Soyal kardeşlerimiz ise;   çok yetenekli olmalarına  rağmen,  bu yeteneklerinden  kendilerini ve Taşova'yı mahrum bırakmışlardır.. 

    Şu anda,  Türkiye liglerinde  top koşturan  ZAFER UYSAL  VE ALİ KEMAL GENÇ  İSE ;  BİZİM GURUR KAYNAĞIMIZ ve tesellimiz   olmuşlardır.  Taşova Sevdalısı  iki gencimizden Zafer ; Karşıyaka'da  ,  Ali kemal  ise;  İskenderun Demir.Ç.  spor kulübünde top koşturmaktalar.

    Geçen hafta;  Samsun_Karşıyaka  maçı ;  Samsun'da olduğu için;  Taşova'dan gelen bir grupla  hemşerim  Zaferi seyretme imkanı bulmuştum..  Bu grubun içinde yer alan ve taşova Sporun alt yapı sorumlusu gibi çalışan-yaz okulu antrönörü olan Tevfik ve yakın arkadaşı  Selçuk ile Mutlu   beni stad sorumlusu olan hemşerimiz  ERDEM bey kardeşimizle de tanıştırdılar..

      Kim bilebilirki ?   Samsun 'da  stad sorumlusu bir KALEKALE'Lİ HEMŞERİMİZİ ..

      Ben de ;  bu vesile ile tanışma fırsatı bulmuştum..

      Taşova'lılar olarak,  birbirimizi  tanımak  ve  sahip çıkmak zorundayız..  Bu konuda önemli mevkide bulunan  Taşova'lılara büyük sorumluluk düşmektedir..

      Birbirimize ;   köstek olmadan , destek olmamız gerektiğine yürekten inanarak  ele  ele verip  en güzel günlere  kavuşma dileğiyle..

Son Güncelleme ( Perşembe, 20 Mart 2008 )
 
<< Başa Dön < İlk 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Son > Sona Git >>

Sonuçlar 37 - 45 Toplam: 85

Menu