III VİYANA KUŞATMASI...... Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: Hasan Öztürk   
Cumartesi, 21 Haziran 2008

 Adı Soyadı:Hasan Öztürk
Mesleği:Emekli Öğretmen
Doğ Yeri:Yerkozlu
İkameti:Atakum/Samsun
Doğum yılı:1959
İletişim: \n \n \n \n Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır       

 

 

       Bazı dostlar, her işi bıraktı şimdi de ,  tarihe mi ? el attı diyebilirler..  Ben tarih okudum. En çok sevdiğim dersler arasında tarih yer alır..Osmanlının  defalarca Viyana önlerine gitmesine rağmen her defasında da eli boş döndüğünü tarih okuyanlar çok iyi bilir....

 

    Bu sefer Viyana önlerine giden Osmanlı değil,   Türk Milli takım oyuncuları ve onları destekleyen seyircilerimizdi...  Meşakkatli bir yol kateden  Fatih'in  talebeleri   ..Çekleri, İsviçreyi, ve en son olarakta Viyana'da Hırvatları  perişan ederek,,    EURO  2008  Yarı  Final de  Almanya ile karşılacakları Basel Surlarına doğru yeni bir akın için yola  çıkmak üzereler..

      Gazanız  mübarek ola !   Yiğitler....

   

    Evet,  20  Haziran'da Hırvatlar ile yaptığımız maçta  Tüm Ülkemin insanı ile birlikte bize sempati duyan ülke insanları;  takımımız için  tek yürek olmuş  ve  desteklemiştir..  Türk Milli Takımı oynadığı futbolla  tüm otoriteleri  şaşkına çevirmiş ,  adeta  şampiyonanın en renkli takımı haline gelmiştir..  Maç öncesi  Cuma hutbesinde  hocalar bile,   takımımızın  başarısı için  cemaat ile birlikte dualar etmişlerdir... 

    Kısacası,  biz  maç öncesi  70  milyon birlik ve beraberlik  ruhu içinde  ele  eleydik....

    Milli takımımız  sayesinde  bayanlar bile futbola  ilgi duyar olmuş,  kendi özel kadın programlarını bile terketmişlerdir....

    Saat   21.45    maç  başladı...   Türk Milli takımı  ilk  dakikalarda iyi oynasa da ,  zamanla Hırvatların  üstünlüğü ele geçirmelerine de  kızmaya başlamıştım.   Hatta  ;  Sabri'ye,  Tuncay'a,  o maçta  istenileni veremeyen   Nihat'a  bile  söylenip  duruyordum..   Sonradan  oyuna girmesine rağmen çok şey beklediğim  Uğur bile acemice oynuyordu...

    Ben  ve kızlarım  ayrı odalarda maç seyrediyorduk..  Arada benim yanıma gelerek,  sorular sormayı da ihmal etmiyorlardı.. 

 

     -Rüştü,    iyi  kalecimi    baba?   diyordu   Hande kızım..

    -Çok tecrübeli  bir kalecidir..  Volkan yokken  Rüştü vardı  bizim kalede..

    -Ofsayt   nasıl  oluyor ?    pres  ne  demek  ?   bunun  gibi  bir sürü  soru   karşısında  bunaldığım için  beni yalnız bırakın maçı  seyredeyim...  Dikkatimi dağıtmayın  diye söyleniyordum..

    İkinci yarının  sonlarına doğru ,  kızlarımın  maç seyrettiği  odaya vardığımda; 

    Büyük kızım Ayşe Tuğçe:  Baba;     " Hande ağlıyor"  

                                  _ Neden ağlıyorsun kızım?

                                  _ Hırvatlar  bizi yensin  baba....dayanamayacağım  bu  heyecana bitsin bu işkence..

                                  _ Sabret kızım herşey  güzel olacak..  Türk insanı her güzel olan şeye layıktır ..

       Son dakika da Hırvatlar gol atınca,  artık iyice ümidimi yitirmiştim..   Nöbetçi  golcü  Semih'in şahane golü  ile de sevincimi paylaşmak için tekrar kızlarımın odasına gittiğimde,  kızım Hande'nin  gözlerinden akan boncuk gibi yaşların yanaklarına süzüldüğünü gördüğümde,  bende çok duygulandım. 

    Hıçkıra hıçkıra  ağlıyordu.. "

    -"Hırvatlar gol attıktan sonra,  bende dua  ettim  bizimkiler de atsın  diye,  dualarım kabul oldu.. "

      diyerek,   duygu ve düşüncesini    dışa vuruyordu...  

     Penaltı atışları sonucunda  Hırvatları  elemiştik..  Sonunda dışardan gelen  silah ve korna sesleri  sevincin  birer işareti  olsa da,   sevinmenin ölçüsünü  kaçırdığımızda nasıl bir olumsuzluklar la  karşılaştığımız  gün  gibi ortada...  10  yaşındaki  İzel  kızımızın kafasına isabet eden mermi çekirdeği ve maç sonucu yine magandaların ateşi ile  7  vatandaşımızın yaralanması...

    Yetkililer  defalarca,  ikaz etmesine rağmen  bazı insanlarımız  ne yazık ki,  sevincimizi kursağımızda bırakıyor,  magandaca  davranışlara  devam ediyorlar...

    Sevinci  ve  hüzünü paylaşmada  tek yürek olmayı çok iyi başaran  Türk  İnsanı,  bundan sonra da gereksiz  kavgaları bırakıp  Ülkesinin  geleceği için  varını yoğunu ortaya koymalıdır...

    Birliğini  muhafaza ettiği müddetçe  bizim alt edemeyeceğimiz engel  yoktur.....Yeterki  birbirimize engel olmayalım..    El ele verelim  ... Ülke bütünlüğüne  toz kondurmayalım. Ülkemizin ekonomik yönden de kalkınmasına  da  gücümüze göre destek sağlayalım..

   Ülkemizin böyle bir morale ihtiyacı vardı,  sağolasın FatihTerim,  sağolun  çocuklar,,  hepinizin yanaklarından öpüyorum. Aynı başarıyı Basel'de  yaşamak dileğiyle....

HAYDİ  TÜRKİYEM;   BİRLİKTE  EL ELE,   GÜZEL BİR GELECEĞE...

HASAN ÖZTÜRK

 

Son Güncelleme ( Cumartesi, 21 Haziran 2008 )
 
Etkinliklerimiz: 2007 Boraboy Şiir Dinletisi Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: Ahmet ÖZKAN   
Cuma, 06 Haziran 2008
1. BORABOY GÖLÜ ŞİİR ETKİNLİĞİ 2007
İlçe Milli Eğitim Müdürümüz Sayın Ali Rıza ATASOY başkanlığında Taşova Sağlık Meslek Lisesi Müdür Yardımcısı Sayın Fesih AKTAŞ ve yine Sağlık Meslek Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Sayın Ömer CELEP ile birlikte "YEŞİLIRMAK ŞİİR VADİSİ"Nİ kurmuşlar. Hem öğretmenlerimiz adına ve hem de Taşova'mız adına çok güzel bir girişim ve çok güzel bir çalışma... Hele ki kasabalaşan ve de sosyal hayatı yavanlaşan ilçemiz adına sahip çıkılması gereken bir etkinlik... Sahi gerçekten sahip çıkıyor muyuz? Maalesef bir Taşovalı olarak ben pek sahip çıktığımızı düşünemiyorum. Yazıklar olsun, her defasında kaybediyoruz. Şairlerimiz Türkiye'mizin dört bir yanından yalnızca etkinliğimize bir şiirle katkıda bulunmak için kilometrelerce yol tüketiyor ve cebinden masraf ediyor biz esnafımızla, insanlarımızla maalesef üç beş kuruşu feda edemiyoruz. Bundan daha iyi Taşova'mızı tanıtan hangi etkinlik olur bana söyler misiniz?

İşte böyle güzel amaçlar uğruna ilk etkinlik 11-12 Mayıs 2007 tarihinde Taşova'mızda gerçekleştirildi.

Şimdi Şair Kızımız Anadolu Lisesi Öğrencisi Tuğba ULUTAŞ'tan edindiğim etkinlik görüntülerini sizinle ve dolayısıyla bütün dünya ile paylaşıyorum:

CD 1

>

 

CD 2

>

 

CD 3 A

>

 

CD 3 B

>

 

CD 4 A

>

CD 4 B

>

CD 5 A

>

CD 5 B

>

<<<<<Ahmet ÖZKAN'ın Yazılar Fihristi - ANASAYFA>>>>>
Son Güncelleme ( Cuma, 29 Ağustos 2008 )
 
Dost Dost diye... Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: Hasan Öztürk   
Pazar, 25 Mayıs 2008

  Adı Soyadı:Hasan Öztürk
Mesleği:Emekli Öğretmen
Doğ Yeri:Yerkozlu
İkameti:Atakum/Samsun
Doğum yılı:1959
İletişim: \n \n \n Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır    

 

 

 

  Yılların getirdiği alışkanlık olsa gerek, yine sabahın ilk ışıklarıyla ayaktayım.  Televizyonu açtım. Haberlerde Samsun'da vuku bulan 5 ölümlü bir trafik kazasında hayatını kaybedenleri sayan spikerin ağzından  Şaban Paskap ismini duyduğumda önce inanmak istemedim.. İsim benzerliğidir  diye düşündüm,  fakat paskap soyadı çok nadir olduğundan,  hemen telefona sarıldım...

 

    Amasya Ticaret Meslek Lisesi Müdürü kadim dostum  Hasan Şahin'i  aradım.. "Haber doğrumu ?  müdürüm .."  dediğimde... 

 

_ Evet,  Amasya Devlet Hastanesi önünde  Şaban beyin  cenazesini bekliyoruz...  diye ağlamaklı bir ses tonu ile bana güçlükle  cevap  veriyordu....

 

    İnanmak bile istemiyordum..  Fakat dostumu kaybettiğim bir   gerçekti.  Herkes tarafından sevilen, arkadaşlarının  her işine  koşturan  bu  güzel dostumun bizden kopuşunu ise bir türlü  kabullenemiyordum.   Amasya'ya doğru yola koyulmuştum bile....

 

    Toptepe yokuşunda,  radyoda çalan bir türkü ;  benim iyiden iyiye hüzne gargediyor,  gözyaşlarımı yolda geçen araçlardan  gizlemeye  çalışıyordum...

 

"DOST DOST DİYE  NİCE NİCESİNE SARILDIM...

 BENİM SADIK  YARİM  KARA   TOPRAKTIR......"

 

    Bu  türküyü  her karşılaşmamızda  bana sarılarak,  söyleyen  Şaban  kardeşim  artık  yoktu...  Amasya  ticaret meslek lisesine  gittiğimde  artık  bana kim onun gibi sarılacak ve bu türküyü mırıldanacak  şimdi...   hiç kimse, biliyorum..  artık o  gittiğim okulda olmayacak ve  makamı boş kalacaktı...

    Artık  kimse  bana  zümrem  demeyecek.......

    Kimse bende  "Gold mu ?  Gold  mu ?  "  diye sigara istemeyecek...

    Kimse,  bana  Aşık Veysel'i  artık  hatırlatmayacak...

    Kızıma bile "civciv  hoş geldin  "  diyen olmayacak...

 

    Evet,  Amasya Ticaret Meslek Lisesine uğradığımda  can dostum  Şaban'ımı artık  göremeyeceğim..  gözlerim ise çaresizce  hep onu  arayacak....

 

    Amasya'ya vardığımda, şok olmuş bir vaziyette  eski dostları olarak,  okul idareci-öğretmenleri,  Zeki Soyal, İdris Sayar, Mustafa  Taşdelen gibi benim için çok değer ifade eden dostlarımla  Şaban  Paskap  kardeşimi  sonsuzluğa doğru yolcu ettik..  Mekanın Cennet  olsun... Şabanım...

..

    Bu olaydan bir hafta sonra  yine Vadide Şairlerin  buluşmasına tanıklık için Taşova'da soluğu  almıştım..  Mahalleye vardığımda ise matem havası  beni iyiden iyiye kuşku içinde bırakmıştı...  Ne oldu ?  diye komşulara sorduğumda .."Tekkeli Ayşe Teyzen  vefat etti  "  diye cevap verdiler...

 

   Sessiz,  sakin  ve  hatırının sorulmasıyla bile mutlu olabilen  mahallemizin   Tekkelü  Ayşe Teyzesi  artık  yoktu... Anamın  can yoldaşlarından birisi daha mahalleye elveda demişti...

 

    Mahallemizin geride kalan yaşlıları ise  kaç kişi kaldık diye parmak hesabı yapıyorlardı...

    Bende " Ölüm yaş dinlermi ?    Ramazan, Şahin, Engin, Ali,  Ahmet Taş, Şaban Paskap    çokmu  yaşlıydıki   " diyordum...kendi kendime...

 

    Hafta içinde  özel kornası(DALİ DALİ) ile Taşova'da anılan ve çok sevilen  Sonusalı  ALİ CANLI  ağabeyimizin de vefatını ise büyük bir üzüntü içerisinde öğrenmiştim..

 

    Bu iki Cumartesi  üst üste yaşadığım  acıları  birazcık olsun  azaltmak  ve kendimi  toplamak için  ;  NACİ KONYAR, AYDIN ZEKAİ KIYMET ağabeyler, AHMET GÜNAYDIN  VE TEVFİK ÖZTÜRK   kardeşlerimle birlikte BOROBAY' DAKİ   Vadi esintisinde  ferahlamak için  yola  koyulduk...

 

    ÖMER AGAM(CELEP),  ALİ RIZA ATASOY, FESİH  AKTAŞ,  BEDRETTİN GÜREŞ  VE DURSUN ELMAS GİBİ NİCE ŞİİR DOSTLARININ  OKUDUĞU ŞİİRLER DE TESELLİ BULUYOR   YENİ  DOSTLUKLUKLARA DA  YELKEN  AÇIYORDUK...

 

     Yeni dostlarımızla  seneye değil en yakın zamanda buluşmak dileğiyle  vedalaşıyor,  bizde Taşova'ya doğru rotamızı çeviriyorduk...

 

     Akşam olduğunda ise, yanan semaverde tüten  dumanla birlikte  bütün  sıkıntılarımı  gökyüzüne  savurmaya çalışıyor,  yüreğimdeki  yangını ise,  demli bir  semaver çayının tadıyla  söndürüyordum..

    DOST  DOST DİYE  ÇIKTIĞIMIZ  BU YOLDA...

    DOSTLUKLARIN  KALICI  OLMASI  DİLEĞİYLE...

    DOSTÇA  KALIN........

    HASAN ÖZTÜRK

Son Güncelleme ( Pazar, 25 Mayıs 2008 )
 
Çınarlarımız: RAŞİT ERGÜN Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: Ömer CELEP   
Çarşamba, 14 Mayıs 2008

Ömer CELEP

 

            Kader onu 18 yaşındayken öğretmen yapmış. Tam 26 yılını yani çeyrek asır harcamış bu kutsal meslekte. Kim bilir nerelerde, bu güzel ülkenin hangi verimli, hangi mahrumiyet yörelerinde harcadı ömrünün en güzel yıllarını. Kimleri kazandırdı devletimizin bilinen, bilinmeyen makamlarına ve kim bilir kimleri kazandırdı, aziz ülkemizin iş hayatına, işçi hayatına?

            Her mesleğin ve meslek sahibinin hiç şüphesiz ki bir zirvesi vardır. Çıkılır bu zirveye ve inilir. Bilinen o ki; yukarılara çıkmak zor inmek kolaydır. Raşit Hoca her öğretmen veya her meslek sahibi gibi yıllarını verdiği yükseliş zirvesinden de biliyorum 15 yıl önce indi ve bu iniş yükselişte olduğu gibi 25 yılda olmadı, bir günde oldu. Bir gün daireye çağırıp, “işlik kesme yazısını” imzalattılar ve hesap kapandı.

            Yeşilyurtlular akıllı insanlar. Raşit Hocaya Allahın verdiği cevherin henüz bitmemiş olduğunu gördüler. Gidip kendisine; “Artık Köye hizmet etme zamanı geldiğini” söylediler. Yalvarıp yakarıp ikna ettiler, eli öpülesi emekli öğretmeni ve bu kez de köye muhtar yaptılar.

            Sorumluluk sahibi olan insanlar, hiç anlamamış olsalar bile üzerine aldıkları işlerin yapılması için var gücüyle çalışırlar. Onlar için zaman ve mekân mefhumu yoktur. Sorumluluk sahibi insanlar mesai mefhumuyla pek ilgilenmezler. Onlar için mesai; yaşamaktır, yani yaşıyorlarsa hep mesai yapıyorlar demektir. Raşit hoca Muhtarlık makamına belki pek alışık değildi, o pek bu görevi sevemiyor olabilirdi ama sorumluluk sahibiydi ve hemen yasaların kendisine verdiği yetki ve sorumlulukların sınırını öğrenmeliydi. Onu yaptı. Kısa zamanda görev alanı içine giren ne kadar yasa, yönetmelik ne varsa hepsini gözden geçirdi ve hepsindeki kendine lazım olan hükümleri öğrendi. Öyle ya insanlar öncelikle haklarını, görevlerini, sorumluluklarını bilmelidirler.

            Raşit Hoca doğup büyüdüğü uzun süre de görev yaptığı köyünü ihtiyaçlarını eksiklerini zaten biliyordu. Onların görgülerine, kültürlerine, ahlak anlayışına zaten yabancı değildi. Bütün bu kazanımları birleştirince ortaya örnek hizmet zinciri çıkıverdi.          Ulaşımından alın da çevre düzenlemesine sokak temizliğinden alın da, üretim desteğine kadar neleri değişmedi Yeşilyurt’un?

            Sadece Köyün değil, köylünün bile anlayışı, bakışı, davranışı, her şeyi değişti. Bunlar tabi ki kolay olmadı. Raşit Hoca inanılmaz emek verdi. Belki sağlığını bile bozdu ama Raşit Hoca gerçek ve örnek bir köy üretti. Amirlerinin, köylülerinin ve çevre köylerin haklı takdirlerini kazandı. İşte Raşit Hoca bizim âcizane ölçülerimize göre çınarlarımız arasına alındı.

            Bu bizim ona bir “kıyak”ımız değil, onun gerçek ve inanılmaz performansının haklı gururudur.

            Sen daha çok lazımsın Raşit Abi, kendine iyi bak. Ben inanıyorum ki sende hizmet için inanılmaz bir azim ve bitmez tükenmez bir hizmet aşkı var. Bu cevheri keşfeden gerek yurt içi ve gerekse yurt dışında yaşayan tüm Yeşilyurtlulara bu sütundan selam ve sevgiler yolluyorum.

 
Mahalleli 26-27 Temmuzda 2. kez buluşuyor Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: HASAN ÖZTÜRK   
Pazartesi, 12 Mayıs 2008
Geçtiğimiz sene düzenlenen "Mahalleli Buluşuyor" adlı etkinliğin bu sene ikincisi yapılması planlanıyor. Buna göre yapılacak etkinliğin tarihi belirlendi ve etkinlik tarihi olarak, 26-27 Temmuz tarihinde yapılmasına karar verildi. Organizasyon üyeleri, bu yıl yurtdışından da büyük bir katılımın beklendiğini ve bu nedenle şenliğin iki gün olarak planlandığını belirttiler.

 

Son Güncelleme ( Çarşamba, 28 Mayıs 2008 )
 
<< Başa Dön < İlk 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Son > Sona Git >>

Sonuçlar 10 - 18 Toplam: 95