SARIKAMIŞ-Anadolu ' da Yaşananlar Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: Vedat ESER   
Cuma, 11 Ocak 2008

Vedat ESER 

 

SARIKAMIŞ DESTANI - Anadolu'da Yaşananlar

Merhaba Dostlar...
Bir önceki yazımızda Sarıkamış Destanı' nın nasıl yaratıldığını sizlere sunmuştum.
Sarıkamış da bunlar yaşanırken, binlerce destan da Anadolu'muzun her bir yöresinde  yaratılmakta idi.
Tokat ili Erbaa ilçesi Zuday köyü halkından 213 kişi Sarıkamış harekatına gönüllü olarak katılmıştır.
Cepheden, geriye  dönebilen  8-10 kişidir. Yaklaşık 200 Zuday'lı şehit olmuştur.
Ben de Sarıkamış harekatına katılan 1295 Zuday doğumlu Salih oğlu Fetullah' ın torunlarındanım.
Savaş yıllarını,  o dönemde yaşananları dedelerimizden, ninelerimizden hep dinler dururduk.

İşte ninemin anlatımı ile Sarıkamış gerisinde yaşananlar:

''Oğul,otur bakalım şöyle'' derdi ; ninem...
Eşimin, akrabalarımızın, köyden savaşa katılacakların yolculuk günü yaklaştıkça hüzünlü, hüzünlü olduğu kadar da gururlu, acıklı bir telaş başladı. Gidecekleri son günün geceleri , artık hep uykusuz geçmekte idi.
Akşamları çoluk çocuk toplaşır, saatlerce ne yapacağımız konuşulurdu. Öyle ya, gidip de dönmemek, dönüpte görememek vardı. Son iki gün, hazırlıklar tamamlandı. Karınca kadarınca azık torbaları hazırlandı.
Büyük bir merasim için köy meydanında toplanıldı. Cami önünde dualar okundu, helallaşıldı...
Çocuklar, nineler, dedeler, elleri kınalı gelinler ...
Ağladılar... Ağladılar.
Kimi değirmenönüne kadar gitti arkalarından, Kimi Hacpazarı'na, Kimileri Erbaa yı buldular.
Deden Fetullah hasta idi. Niksar ' a  kadar gidebilmişti. Ölüm haberi gecikmedi. Mezarı hala Niksar' da.
Annem yoktu, babam yoktu... Deden de ölünce yapayalnız kalmıştım en büyüğü 12 yaşında beş çocukla.
Yalnız ben değil savaş yolculuğuna çıkan 200 den fazla ailenin durumu aynı idi.
Hiç bir şeyimiz yoktu ama, Tek bir şeye sahiptik...
Birlik,beraberlik ve yardımlaşma ya... İşte budur bizleri ayakta tutan oğul...
Kışlık odunlarımızı sırtımızda çekerdik,tarlaları beraber kazardık, pekmezimizi beraber kaynatırdık.
Köy kadınları toplaşır; Zana deresine çam kabuğu na giderdik. Zuday Zana deresi arası 9 km cılga yol.
Orada ulu çam ağaçlarından çam kabuğu yontar, sırtımızda köye gelirdik.
Ertesi gün kabukları sırtımıza alır Tokat ili Zile ilçesi ne giderdik. Zile Zuday arası 85 km. Kabukları orada satar parası ile Sabun, Bez , Tuz alırdık. Her yıl bu yolculuğu 4-5 sefer yaptık.

Ninemin beş çocuğundan ,  Fetullah oğlu Ali ESER ' de anılarını şöyle anlatmıştı:
Torun: 12 yaşına gelmiştim. Babam öleli 2 sene olmuştu.Açlık dayanılmaz dı.
Bizim yukarı köyün üzerinden Erbaa' lılar Çarşamba' ya giderlermiş,orada biz yaştaki çocuklara öküz güttürürler, torbalarına da ekmek koyarlarmış... Diye duymuştum kimden duyduysam.
Çarşamba' ya gitme işini komşumuz Hüseyin Üngör' e anlattım. Erbaa ' lı ların arkasına düşüp Çarşamba' ya vardık.
Beni bir aile sahiplendi, Hüseyin' i de başka bir aile.
Dört yıl o köyde kaldık.Gündüzleri öküz otlattık geceleri öküzlerle aynı yerde yattık.
Yaşım onaltı olmuştu. Anne , kardeş hasreti yakıp kavuruyordu içimizi. Köyümüze dönmeye karar verdik.
Durumu ailelere açtık. Onlar da anlayışla karşıladılar. Sırtımıza bir torba verdiler, içerisinde  3-4 kg mısır vardı.
Yine Erbaa' lıların arkasına düşüp köyümüze döndük.
Benden dört yıldır haber alamayan annem ve kardeşlerim beni öldü zannediyorlarmış.
Annemin o gün ki sevincini hiç unutamıyorum..

Dedem de o yılları işte böyle anlatıyordu dostlar.

O yıllar da Van dan Kafkas cephesine giden bir tümen askerin cephanesi biter, Van ' dan yardım isterler.
Herkes cephede olduğundan bu görev yaşları 12 ile 17 arası 120 çocuğa düşer.
Bu kahraman çocuklarımız dan 35-40 kadarı ancak geri dönebilir Van ' a..

Bu destan Tek bir kurşun bile atamadan ölenlerin değil,
Kara, kanını döke döke canını feda edenlerin destanıdır.

Sırtında urbasız, ayagında çarığı ile, dişiyle tırnağıyla savaşan kahraman şehitlerimizi bir kez daha rahmetle anıyoruz.
Ruhları Şad olsun...

Vedat ESER
Ocak 2007

 

Son Güncelleme ( Pazar, 13 Ocak 2008 )
 
Haydi gelin kartopu oynayalım Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: admin   
Perşembe, 10 Ocak 2008

 

 

 

Şimdi tam baktığın yerden resmin içine atlamak imkanı olsa!
 Öğrencilerin içerisine karışıp, kar yumağı yapsak.
 Ellerimiz üşüse, burnumuzun ucu,
 Yanaklarımız ve kulaklarımız kıpkırmızı olsa.
 Sınıflar arası kartopu savaşları yapsak.
 Kartopu nu:
 İçerisine taş koymadan, çok ta sıkmadan fırlatsak...
 Koynumuzdan aşağı kar girse, irkilsek.
 Kim attı diye haykırsak
 Paçalarımız,çorabımız ıslan sa...
 Yanağımıza kar tanesi düşse,
 Dokunmasak hiç,bizimle gelebilse sınıfa...
 
 Bir rüya sanki.
 Zil çaldı ,
 Okul bahçesi tekrar eski sessizliğine kavuştu.
 
 Ben tekrar köşeme geçeyim...
 1977 yılında mezun olduk Taşova Lisesinden.
 Hasan Öztürk kardeşim iyi bilir.
 30 yıl geçmesine rağmen anılarımız hep tazedir sohbetlerimiz de.
 Pala/ Tümay Öcal, İplik/ Kadir Tombuloğlu, Karabaş Nuri,
 Hasan Cansever , Muzaffer Özkan Öğretmenlerimizi.
 Sadullah' ı, Küçük Mustafa ' yı, Berati ' yi, Kareteci Nevzat Darıcı ' yı...
 Aysel' i, Nursel'i.....
 
 Haydi gelin kartopu oynayalım lise bahçesinde...
 Gelemezsiniz biliyorum...
 Ama bizler olmasak ta
 Bu okul bahçesi karsız,
 Sınıflar da öğrencisiz kalmaz
 Sevgilerle.......

Son Güncelleme ( Perşembe, 10 Ocak 2008 )
 
Üşüdünmü Anne Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: hasan öztürk   
Perşembe, 10 Ocak 2008
 
Üşüdünmü Anne
 
  

 Bu yazımı yazmama vesile olan hususlardan en önemlisi;   Taşova'da hüküm süren dondurucu soğuklar ve yağan kar nedeniyle okulların 1 gün tatil olmasıydı..

 

   İnternette gördüğüm Taşova'nın kar manzarası karşısında, kendimi bir anda eski güzel kış günlerinin ortasında buluverdim...

 

   Küresel ısınma nedeniyle,  kara hasret kalan Taşova'lının kar yağışı ile birlikte,   çoluk çocuk  birden kendilerini sokağa atıpda,  kartopu oynadıklarını dostlarımdan duyduğumda ise;   onları kıskanmadım desem.....     şimdi  yalan olur.....

 

 

Son Güncelleme ( Perşembe, 10 Ocak 2008 )
 
Yılbaşı kutlamaları Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: Ömer CELEP   
Çarşamba, 09 Ocak 2008

    

Ömer Celep

 

YILBAŞI  KUTLAMALARI

                                                                                     

            Her yılbaşı geldiğinde bir tartışmadır başlar. Hıristiyan adetidir, NOEL bayramıdır v.s. Okullarımızda camilerimizde yılbaşı ile ilgili çok şeyler söylenir, uygulanır. Diyanet işleri Başkanlığı, Yılbaşı için farklı bir tanım getirmek suretiyle yılbaşını gayet ılımlı bir yaklaşımla adeta meşrulaştırdı. “İnsanlığın ortak değeri” anlamına gelen bir anlayışa oturttu.

            İstanbul Müftülüğü ise “dünyanın çeşitli yerlerinde milyonlarca aç insan varken  bunca eğlence doğru değildir” anlamına gelen bir yaklaşımla Başkanlığın görüşüne katılmıyor gibi gösterildi.

            Esasında Müftülük Başkanlığın görüşüne karşı çıkmıyor, kutlama biçimine karşı çıkıyor. Evet bizce her ikisi de doğrudur. Her iki makam da ilmi hüviyet taşıyan bir makamdır yanlış söyleyecek değiller ya.

            Aslında biz konuya daha da farklı yaklaşmak istiyoruz. Başlangıçta bir Hıristiyan geleneği olan “Yılbaşı” nı biz milli karakter kazandırıp, kendi değerlerimize uygun bir biçimde kutlayamaz mıyız? Örneğin; o gece ya da o gün, kendimize göre dini ya da milli bir proğram yapamaz mıyız?  İstesek yapabiliriz. Bunun en canlı örneğini bu yıl Esençay Belediye Başkanı sayın İlhan ardıç verdi. Yılbaşı gecesi, “SIRA GECESİ” düzenlemek suretiyle  Hıristiyan geleneğine Türk motifi işledi.  Ona, milli bir hüviyet kazandırmış oldu. Başkanımızı bu yönüyle kutluyor, bu tür radikal etkinliklerde maharetini bildiğimiz sevgili kardeşimiz İlhan ardıç’a kalbi alkışlarımızı bildiriyoruz.

            Eğer il dışında olmasaydım mutlaka izlemek üzere gidecektim ama kısmet değilmiş seneye inşallah.

            Bizde yanlış bir anlayış var. “İçkisiz eğlence olmaz” bu asla doğru değil. Eğlence içkisiz daha güzel olur. İçinde içkinin olduğu hangi eğlence kırgınlıksız bitebiliyor. Hatta bazen elim sonuçların doğduğu çok içkili eğlenceler görmedik mi biz?. Eğlence içkisiz de olur ve daha güzel olur.

            Eğer Yılbaşı eğlencelerini biz bu noktaya ulaştırabilirsek sanırım “insanlığın ortak değeri” olan Yılbaşını Türk Milletine kabul ettirmemiz daha kolay olacaktır.

            Eğlence meşru zeminde kaldığı sürece haktır ve güzeldir. Eğlenceyi gayrı meşru kılan içeriğidir. İçiriğini kendi değerlerimizle çatıştırmak yerine barıştırırsak sorun kalmaz. Aksi takdirde yanlışa düşeriz.

            Bu gün sünnet düğünlerinde içkili eğlencelerin olduğu bir gerçektir. Şimdi biz; içkiyi yılbaşında gayrı meşru, sünnette meşru mu kılalım?        

            İslam Dininde yasak olan eğlence değildir, eğlencede kullandığımız araç ve içeriktir. İçkinin yeri, yılbaşı kutlamasında da, sünnet düğününde de aynı ve hatta sünnet düğününde daha saygısızca dır.

           

Son Güncelleme ( Perşembe, 10 Ocak 2008 )
 
Hasancan Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: Ömer CELEP   
Çarşamba, 09 Ocak 2008

     

Ömer Celep

 

HASANCAN 

           “tasovam.com” Sitesinde “ÖMER AGAM” başlıklı yazını köpürmüş bir duyguyla ve buğulu gözlerle okudum. Döndüm yine okudum. Hakkımdaki duygularına fazlasıyla mukabele ediyorum. Yazının içeriğinde sözünü ettiğin, sevgili Fesih Aktaş’ın yine hakkımda yazdığı “ÖMER AĞA” adlı enfes şiirden de söz ederek övdüğün Ömer Ağa, sana ve senin gibi düşünen “can” lara “can” borçludur bilesiniz.

           Senin ve senin gibi düşünenlere eskilerin deyimiyle “irsal-i mesel” le (örnek gösterme) selam gönderiyorum.

           Şair ve büyük usta Neyzen Tevfik’i bilmeyenimiz yoktur. Malum, Neyzen’in alkole karşı ilgisi oldukça fazladır. İstiklal Şairimiz M. Akif alkole karşı inanılmaz nefretine rağmen Neyzen’in en samimi arkadaşıdır. Neyzen alkolle olan muhabbetinden dolayı çok sık parasız kalırmış. Akif O’nun bu durumunu bildiği için, kendisini de rencide etmemeye özel önem göstererek her defasında farklı gerekçelerle Neyzen’e harçlık verirmiş. Adeta alkol müptelası olan Neyzen, artık kendisinin Akif’e yük olduğunu düşünerek verdiği paraları almamaya karar verir. Neyzen’in bu kararını hisseden Akif;

           Bir gün sokakta yürürken karşıdan Neyzen’in alkollü bir vaziyette geldiğini görür ve her zamanki gibi harçlık vermeye karar verir. Neyzen’in de almayacağını düşünerek hal hatır sorma sırasında yere on lira atar. Paranın yere atıldığını gören Neyzen hiç ilgilenmeden “iyi günler” dileyerek ayrılır. Paranın alınmadığını gören Akif geri dönerek seslenir,

           -Neyzen bak cebinden paran düştü galiba görmedin al paranı.

           Akif’in bu ince hassasiyetini gören ve sezen Neyzen, şu mükemmel cevabı verir.

-      O YERE DÜŞEN BENİM PARAM DEĞİL, SENİN KALBİN AKİF!

      Hakkımda yazı yazanlar, şiir yazanlar; aslında beni değil kendi kalplerindeki zerafeti, basireti,asaleti ve feraseti anlatıyorlar.

           Evet sevgili Hasancan, biliyorum ve inanıyorum ki, vazifede kahramanlık olmaz, ancak başarı olur. Bir askerin savaş kazanması bana göre bir zafer değildir bir görevdir. Kahramanlık ise görevin dışında gösterilen bir meziyete verilen payedir.

           Benim güzel yazdığımı, güzel konuştuğumu, güzel şiir okuduğumu söylüyor, yazıyorsunuz. Diyelim ki doğrudur. Biliyorsunuz ki Hasancan, ben bir Edebiyat Öğretmeniyim. Benim güzel yazı yazmam, güzel konuşmam, güzel şiir okumam (eğer böyleyse) bir meziyet değildir. Bunlar benim işimi iyi yaptığımı gösteren delillerdir.

           Ama sizin gerek Fesih’in, gerek senin, gerekse Taşova İlçe Milli Eğitim Müdürümüz Sayın Ali Rıza Atasoy beyefendinin, değerli ağabeyim hassas bir duygunun adeta mümessili saydığım Sayın Naci Konyar’ın,  her birinizin ayrı ayrı birer meslek erbabı  olmasına rağmen yazdıklarınız?

           Kahramanlık işte burada. Büyük olan ben değilim Hasancan, büyük olan sizsiniz. Ben ne zaman büyürüm Hasancan bilir misin, ne zaman?

           Örneğin; ne zaman görevimin dışında bir görevde başarılı olursam o zaman büyürüm. Aksi takdirde ben belki size göre işini iyi yapan sade bir vatandaş olabildimse ne mutlu!

           Ama her şeye rağmen hakkımda düşünülen her şeye saygılıyım. Ama hakkımda düşünülen güzel şeylere de şükranlarımı buradan arz ve tekrarla birlikte selam sevgi ve saygılarımı tekraren takdim ediyorum.  

Son Güncelleme ( Perşembe, 10 Ocak 2008 )
 
<< Başa Dön < İlk 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Son > Sona Git >>

Sonuçlar 73 - 81 Toplam: 95