Yılbaşı kutlamaları Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: Ömer CELEP   
Çarşamba, 09 Ocak 2008

    

Ömer Celep

 

YILBAŞI  KUTLAMALARI

                                                                                     

            Her yılbaşı geldiğinde bir tartışmadır başlar. Hıristiyan adetidir, NOEL bayramıdır v.s. Okullarımızda camilerimizde yılbaşı ile ilgili çok şeyler söylenir, uygulanır. Diyanet işleri Başkanlığı, Yılbaşı için farklı bir tanım getirmek suretiyle yılbaşını gayet ılımlı bir yaklaşımla adeta meşrulaştırdı. “İnsanlığın ortak değeri” anlamına gelen bir anlayışa oturttu.

            İstanbul Müftülüğü ise “dünyanın çeşitli yerlerinde milyonlarca aç insan varken  bunca eğlence doğru değildir” anlamına gelen bir yaklaşımla Başkanlığın görüşüne katılmıyor gibi gösterildi.

            Esasında Müftülük Başkanlığın görüşüne karşı çıkmıyor, kutlama biçimine karşı çıkıyor. Evet bizce her ikisi de doğrudur. Her iki makam da ilmi hüviyet taşıyan bir makamdır yanlış söyleyecek değiller ya.

            Aslında biz konuya daha da farklı yaklaşmak istiyoruz. Başlangıçta bir Hıristiyan geleneği olan “Yılbaşı” nı biz milli karakter kazandırıp, kendi değerlerimize uygun bir biçimde kutlayamaz mıyız? Örneğin; o gece ya da o gün, kendimize göre dini ya da milli bir proğram yapamaz mıyız?  İstesek yapabiliriz. Bunun en canlı örneğini bu yıl Esençay Belediye Başkanı sayın İlhan ardıç verdi. Yılbaşı gecesi, “SIRA GECESİ” düzenlemek suretiyle  Hıristiyan geleneğine Türk motifi işledi.  Ona, milli bir hüviyet kazandırmış oldu. Başkanımızı bu yönüyle kutluyor, bu tür radikal etkinliklerde maharetini bildiğimiz sevgili kardeşimiz İlhan ardıç’a kalbi alkışlarımızı bildiriyoruz.

            Eğer il dışında olmasaydım mutlaka izlemek üzere gidecektim ama kısmet değilmiş seneye inşallah.

            Bizde yanlış bir anlayış var. “İçkisiz eğlence olmaz” bu asla doğru değil. Eğlence içkisiz daha güzel olur. İçinde içkinin olduğu hangi eğlence kırgınlıksız bitebiliyor. Hatta bazen elim sonuçların doğduğu çok içkili eğlenceler görmedik mi biz?. Eğlence içkisiz de olur ve daha güzel olur.

            Eğer Yılbaşı eğlencelerini biz bu noktaya ulaştırabilirsek sanırım “insanlığın ortak değeri” olan Yılbaşını Türk Milletine kabul ettirmemiz daha kolay olacaktır.

            Eğlence meşru zeminde kaldığı sürece haktır ve güzeldir. Eğlenceyi gayrı meşru kılan içeriğidir. İçiriğini kendi değerlerimizle çatıştırmak yerine barıştırırsak sorun kalmaz. Aksi takdirde yanlışa düşeriz.

            Bu gün sünnet düğünlerinde içkili eğlencelerin olduğu bir gerçektir. Şimdi biz; içkiyi yılbaşında gayrı meşru, sünnette meşru mu kılalım?        

            İslam Dininde yasak olan eğlence değildir, eğlencede kullandığımız araç ve içeriktir. İçkinin yeri, yılbaşı kutlamasında da, sünnet düğününde de aynı ve hatta sünnet düğününde daha saygısızca dır.

           

Son Güncelleme ( Perşembe, 10 Ocak 2008 )
 
Hasancan Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: Ömer CELEP   
Çarşamba, 09 Ocak 2008

     

Ömer Celep

 

HASANCAN 

           “tasovam.com” Sitesinde “ÖMER AGAM” başlıklı yazını köpürmüş bir duyguyla ve buğulu gözlerle okudum. Döndüm yine okudum. Hakkımdaki duygularına fazlasıyla mukabele ediyorum. Yazının içeriğinde sözünü ettiğin, sevgili Fesih Aktaş’ın yine hakkımda yazdığı “ÖMER AĞA” adlı enfes şiirden de söz ederek övdüğün Ömer Ağa, sana ve senin gibi düşünen “can” lara “can” borçludur bilesiniz.

           Senin ve senin gibi düşünenlere eskilerin deyimiyle “irsal-i mesel” le (örnek gösterme) selam gönderiyorum.

           Şair ve büyük usta Neyzen Tevfik’i bilmeyenimiz yoktur. Malum, Neyzen’in alkole karşı ilgisi oldukça fazladır. İstiklal Şairimiz M. Akif alkole karşı inanılmaz nefretine rağmen Neyzen’in en samimi arkadaşıdır. Neyzen alkolle olan muhabbetinden dolayı çok sık parasız kalırmış. Akif O’nun bu durumunu bildiği için, kendisini de rencide etmemeye özel önem göstererek her defasında farklı gerekçelerle Neyzen’e harçlık verirmiş. Adeta alkol müptelası olan Neyzen, artık kendisinin Akif’e yük olduğunu düşünerek verdiği paraları almamaya karar verir. Neyzen’in bu kararını hisseden Akif;

           Bir gün sokakta yürürken karşıdan Neyzen’in alkollü bir vaziyette geldiğini görür ve her zamanki gibi harçlık vermeye karar verir. Neyzen’in de almayacağını düşünerek hal hatır sorma sırasında yere on lira atar. Paranın yere atıldığını gören Neyzen hiç ilgilenmeden “iyi günler” dileyerek ayrılır. Paranın alınmadığını gören Akif geri dönerek seslenir,

           -Neyzen bak cebinden paran düştü galiba görmedin al paranı.

           Akif’in bu ince hassasiyetini gören ve sezen Neyzen, şu mükemmel cevabı verir.

-      O YERE DÜŞEN BENİM PARAM DEĞİL, SENİN KALBİN AKİF!

      Hakkımda yazı yazanlar, şiir yazanlar; aslında beni değil kendi kalplerindeki zerafeti, basireti,asaleti ve feraseti anlatıyorlar.

           Evet sevgili Hasancan, biliyorum ve inanıyorum ki, vazifede kahramanlık olmaz, ancak başarı olur. Bir askerin savaş kazanması bana göre bir zafer değildir bir görevdir. Kahramanlık ise görevin dışında gösterilen bir meziyete verilen payedir.

           Benim güzel yazdığımı, güzel konuştuğumu, güzel şiir okuduğumu söylüyor, yazıyorsunuz. Diyelim ki doğrudur. Biliyorsunuz ki Hasancan, ben bir Edebiyat Öğretmeniyim. Benim güzel yazı yazmam, güzel konuşmam, güzel şiir okumam (eğer böyleyse) bir meziyet değildir. Bunlar benim işimi iyi yaptığımı gösteren delillerdir.

           Ama sizin gerek Fesih’in, gerek senin, gerekse Taşova İlçe Milli Eğitim Müdürümüz Sayın Ali Rıza Atasoy beyefendinin, değerli ağabeyim hassas bir duygunun adeta mümessili saydığım Sayın Naci Konyar’ın,  her birinizin ayrı ayrı birer meslek erbabı  olmasına rağmen yazdıklarınız?

           Kahramanlık işte burada. Büyük olan ben değilim Hasancan, büyük olan sizsiniz. Ben ne zaman büyürüm Hasancan bilir misin, ne zaman?

           Örneğin; ne zaman görevimin dışında bir görevde başarılı olursam o zaman büyürüm. Aksi takdirde ben belki size göre işini iyi yapan sade bir vatandaş olabildimse ne mutlu!

           Ama her şeye rağmen hakkımda düşünülen her şeye saygılıyım. Ama hakkımda düşünülen güzel şeylere de şükranlarımı buradan arz ve tekrarla birlikte selam sevgi ve saygılarımı tekraren takdim ediyorum.  

Son Güncelleme ( Perşembe, 10 Ocak 2008 )
 
2007 den akılda kalanlar Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: Bayram Öztürk   
Perşembe, 03 Ocak 2008

2007’DEN AKILDA KALANLAR 

            Ömürden bir yıl daha geçti sanki göz açıp kapayıncaya kadar. Geçen her saniye aslında bizleri ölüme biraz daha yaklaştırıyor, insana yaşlandığı hissini veriyor. Onun içindir ki hiç sevemedim şu yılbaşlarını. Belki de doğum günüm olduğu için ve benim biraz daha yaşlandığımı bana hatırlattığı için. Ama hayat böyle bir şey .Doğumla başlayan bu sürecin önüne geçmek mümkün olmadığına göre dünü arattırmayacak, pişman olmayacak kalıcı güzel şeyler yapmaktır asıl olan .

            Acısıyla tatlısıyla uğurladığımız 2007 yılından bana göre önem arz eden, gündem belirleyen olayları sizinle paylaşmak istiyorum.

-         Türkiye için herhalde gündemi en çok meşgul eden olay Cumhurbaşkanlığı seçimi, adayın kim olacağı olmuştur.

-         367 rakamı (Birileri için kurtuluş, birileri için kâbus bir rakam) ve seçimin iptali.

-         e-muhtıra

-         e-muhtıraya karşı Türk siyasi tarihinde ilk defa siyasilerden gelen tepki,

-         Sağda birleşme girişimleri ve birleşme fiyaskosu ,

-         Solda birleşme umudu ve müzmin muhalefet CHP’nin statükodan yana politikaları ile aldığı sonuç,

-         Seçim meydanlarından yağlı urgan fırlatma sahneleri,

-         Erken seçim ve AKP Hükümetinin her türlü senaryoya rağmen büyük bir oy oranı ile seçimi kazanması,

-         MHP’nin de desteği ile sivil, halktan birinin Cumhurbaşkanı seçilmesi.

-         Kürt kökenli milletvekillerinin 12 yıl aradan sonra mecliste grup kuracak bir çoğunluğa sahip olmaları.

-         “Göbeğini kaşıyan adam” muhabbeti,

-         Beklenen YÖK başkanının atanması,

-         PKK terörünün kısa bir aradan sonra tekrar eylemlere geçmesi, teröre lanet mitingleri, meclisin tezkere kararı ve Kuzey Irak’a askeri harekat girişimi.

-         Hırank Dink cinayeti ve sanığın Türk Bayrağı önünde “kahramanca” pozları,

-         Malatya’da Protestan cemaatine mensup 3 kişinin canice öldürülmesi, sanıkların devletin değişik kademelerindeki görevliler ile telefon görüşmeleri iddiaları.

-         Isparta’da çok sayıda vatandaşımızın ve bilim adamlarımızın ölmesine sebep olan şüpheli uçak kazası.

-         Aselsan’da görevli, önemli projelerde imzası olan kişilerin şüpheli intiharları.

-         Öğretmenler gününde kompozisyon dalında dereceye giren başörtülü küçük bir kızın programla alakası olmayan kişilerin müdahalesi ile ödül almak için çıktığı sahneden indirilişi,

-         Nokta dergisinin yayınlarına nokta konulması.

-         Anafartalar çarşısında patlayan canlı bomba ve 9 kişinin ölmesi.

-         Ve son olarak dünyayı bizleri ve özellikle orta doğunun geleceğini ilgilendiren Benazir Butto’nun suikasta kurban gitmesi.

 

                     Yarabbi bizlere 2007’yi arattırma…

  

                 Bayram ÖZTÜRK 

 Taşova Karadeniz Kültür Yardımlaşma ve

          Dayanışma Derneği Başkanı

Son Güncelleme ( Pazartesi, 07 Ocak 2008 )
 
Yazıklar Olsun.. Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: HASAN ÖZTÜRK   
Perşembe, 03 Ocak 2008

 Adı Soyadı:Hasan Öztürk
Mesleği:Emekli Öğretmen
Doğ Yeri:Yerkozlu
İkameti:Atakum/Samsun
Doğum yılı:1959
İletişim: \n Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 

YAZIKLAR OLSUN.......

       Acısıyla ve tatlısıyla bir yılı daha geride bırakmış bulunuyoruz..
2007 yılında; Terör, işsizlik, cari açık, seçimler, cumhurbaşkanlığı seçimi, küresel ısınma nedeniyle çekilen kuraklık, Hava harekatımız ve Ankara'daki deprem (BALÂ).....
      ilk etapta unutulmaz olaylar olarak akılda kalanlardı...

      Yıllardan beri hep barışı arzulamış olan bir ülkeye, dış güçler tarafından oynanan oyunun bir parçasıda; Türk ve Yunan gerginliğinin tekrardan ortaya çıkarılmasıdır... Bu nedenle son günlerde hava sahamızın ihlali ve II Kardak krizi de bu oynanan oyunun bir parçasıdır...

       Sağduyulu Türk halkı ve onun bir parçası olan Türk Silahlı kuvvetleri, bu oyuna gelmeyeceğini ve toprak mevzu olduğunda, gerisinin teferruat olduğunu da tüm Dünyaya göstermiştir...

        Bunca ciddi konular ve sıkıntılar varken, TV kanallarında, bir anda sanki herşey bitmiş ve unutulmuş gibi magazinel programların sıkça yer alıp, insanların eğlenceye özendirilmesi anlayışını kınıyor ve yazıklar olsun diyorum.....

        Bu tür yazıları yazabilmek için her kanalın haber niteliğini de bilmek gerekir..

        Şehit analarının acısını yüreğinde hisseden bazı yayıncıların bu konuda nasıl hassas davrandıklarına da şahit oluyoruz....

         Vakit akşam olduğunda, sıcacık odamda TV başında iken, eksilerde gecenin dondurucu soğuğun da nöbet tutan askerim ve polisim gelir birden aklıma.....

         Yılbaşı kutlaması, 14 Şubat, Anneler günü gibi kültürel yozlaşmanın ürünü olan bu tür kutlamalara oldum olası hiç bir vakit itibar etmemişimdir...

          Benim Anam için bir gün yetermi? Bizler çocukluğumuzdan beri; her günü analarımızın günü saymışız ...... 
          Onların gözyaşlarına ortak olmuşuz..

          Devleti bile ANA diye kucaklayan bu ülkenin evlatları içinde böyle kandırmacalara benim gibi kulak tıkayanların çok olduğunu da biliyorum..

          İnsanlar, çalışmasını bildiği gibi eğlenmesini de bilmeli.. Biz ona da karşı değiliz.
Eğlenirken, insanlara karşı saygılı ,çevreye ve ülkeme zarar vermeden eğlenmeli...

          İstiklâl Caddesindeki, turistlere saldırıpta, ülke turizmini baltayan gözü dönmüş canavarlar içinde söylenecek o kadar söz varki ...

          Turizm Bakanlığının her yıl tanıtım için milyonlarca dolar harcama yaptığından bile haberi olmayan, insanlıktan nasiplenmemiş bu zavallılara sadece YAZIKLAR OLSUN... diyorum...

         TARKAN'IN son klipine (reyting için) ana haber bültenlerinde yer veripte, İSTİKLAL MARŞIMIZIN YAZARI ŞAİR MEHMET AKİF ERSOY'UN 71. ölüm yıldönümünden bahsetmeyen bazı ÖZEL TV KANALLARINI AYIPLIYOR VE ONLARA DA YAZIKLAR OLSUN DİYORUM....

SAĞLIKLI VE MUTLU KALIN....
HASAN ÖZTÜRK...

Son Güncelleme ( Perşembe, 03 Ocak 2008 )
 
ÖMER AGAM Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: HASAN ÖZTÜRK   
Pazartesi, 31 Aralık 2007

ÖMER AGAM

     Taşova gazetesinde yazdığım yazılarda olduğu gibi, hep bir ağabeyimin olmasını arzulamışımdır.

      Ablam, erkek kardeşim olmasına rağmen hiçbir zaman bir ağabeyim olmadı.  Buna rağmen manevi ağabeylerimin çokluğu ise bu açığı kapatmaya yetiyordu.

     Ömer Agam, Naci Konyar, Mercimekli Sadi Özen, Kadir Gündüz ve Aydın Kıymet gibi,  ağabeylerime her daim gerçek bir ağabey gibi sarılmış ve hiç bir vakit  onlara karşı  saygıda;  kusur ettiğimi hatırlamam bile Bu ağabeylerimden birisi olan Ömer Agamı bu yazımda ele alıp, anlatmak ve  ona karşı hissettiğim duyguları sizlerle  paylaşmak istiyorum.

    Değişik kurumlarda(Sendikacılık, Diyanet İşleri)   iş hayatına atılan Ömer Agam  şu anda bir eğitimci olarak Taşova'da görevini sürdürmektedir.

     Köyü Mellübükü (Çambükü) olmasına rağmen zamanının büyük bir kısmını Taşova'da geçiren büyük üstad edebi konularda herkesin bilgisine başvurabileceği engin bir birikime sahiptir. Taşova gazetesine yazacağım yazıları denk geldiğim zaman hemen kendisine gösterip, hatalarımı düzeltmesini isterdim. Mütevazi bir kişiliğe sahip olduğundan işide olsa beni kırmayıp üşenmeden yazımı okur, varsa eleştirilerini yapardı.

    Ömer Agam'ın Borabay şiirini taslak halinde ilk okuyanlardan biri olma şerefide bendenize aittir. Öykü, hikaye ve şiir yazma konusunda farklı bir tarzı olan üstadımın aynı zamanda bu özelliğini nükteci yönüylede tamamlaması ise,   ne kadar çok yönlü  bir kişilikle karşı karşıya olduğumuzunda bir resmidir.

    Çevresinde çok sevilen, doğruları insanların yüzüne karşı söyleyebilen Ömer Agam için Antoloji.com'da Fesih Bey'in yazmış olduğu bir şiir ise onun ne denli sevildiğininde bir ispatıydı bence.....

    Fırsat bulupta, Antoloji.com. da Ömer Agam başlıklı şiiri okursanız benim ne demek istediğimi çok daha iyi anlayabilirsiniz.

    Ben her zaman söylemişimdir. Profosyonel değilim.  Duygularımı;   yazıya,  karınca kararınca bu şekilde dökmeye çalışıyorum.  Benim bu yazılara devam etmemi sağlayan etkenlerden biriside; Ömer Agam ve Naci Konyar ağabeyimin beni destekleyen konuşmaları olmuştur. Taşova'da karşılaştığım insanlardan aldığım olumlu tepki olmasa, inanın bugün bu yazı yazma işine son verirdim.

   Evet, dostlarım bugün sizlere manevi ağabeylerimden birisi çok sevdiğim Ömer Agamı kısa bir turlada olsa anlatmaya çalıştım. Sadece tek başına yaylalara çıkıp otağ kurduğunu ve doğa ile başbaşa kalıp şiir ve hikaye yazdığını , Reşadiye havalarına olan sevgimin kaynağının kendisi olduğunu uzun uzun anlatamadım.

    Durucasu'nun orada, ırmak kenarında bir yazıyı yazmak için 1000 adet kağıt harcadığını ise kendisinden dinlediğimde, şok olmuştum.

    Bu arada kendisi bir sitede, Taşova ile ilgili hikayeleri derlemek ve sizlerle paylaşmak için çalışmalarda bulunuyor. Ele aldığı ilk hikaye yöremizde kalleş Hasan diye anılan, rahmetli bir ağabeyimizle ilgiliymiş. Gerçi alınmadım desem yalan olmaz. Ucu,  yazının başlığından dolayı,  sanki birazda bana dokunuyor gibi.......

    Ben; Methiyeden, Mersiyeden pek anlamam. Kendine has olan yürüyüşü ve gülüşü ile kalplerde taht kuran Ömer Agam, "Sen neylersen güzel eylersin. Dilin, kalemin açık olsun, hiç kapanmasın.

    Herkes sevmek zorunda değil, fakat biz dostların, arkadaşların ve bu garip gardaşında seni çok seviyoruz....Seni fütursuzca eleştirenler ;  Senin yaptıklarını yapamayanlardır...

    Allah, yolunu açık etsin.

SAYGILARIMLA,   HASAN ÖZTÜRK

<<<<<HasanÖztürk'ün Yazılar Fihristi - ANASAYFA>>>>>

Son Güncelleme ( Çarşamba, 01 Ekim 2008 )
 
<< Başa Dön < İlk 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Son > Sona Git >>

Sonuçlar 82 - 90 Toplam: 101