Köy Çocukları Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: Vedat ESER   
Cumartesi, 12 Ocak 2008


Vedat ESER

 

Köy Çocukları,

 

Onlar, Anadolu’mun tatlı çiğdemleri,umut dolu kardelenleri.
 

Anadolu' mun köy çocukları her şey den uzakta, yalın bir yaşantıyla var olmaya çalışırlarken, kaderlerinin rüzgarına kendilerini teslim etmiş, ana babalarından aldıkları terbiye ile örülmüş bir hayatın içinden  gitmeye  razı olsalar da; doğanın tüm renklerini bulup, doya doya yaşamaktan, yanaklarına da bahar renkleri sürülmüş gibidir sanki.
Köyde iyi beslenme şartları bulunmaz denilir ama inadına  al- kırmızıya kesilmiştir şirin yüzlü köy çocuklarının, hele  o çeşme başında yazmalı su sırası bekleyen nazlı, cilveli kızların yanakları.

 

O ay parçası yüzlere ne yakışmaz ki; Unutulmuş bir köyün sevimli çocuklarının, kışın uzun uzun  yürümek zorunda kaldıkları okul yolunda, geçmek zorunda oldukları coşkulu derelerin üzerinden uyduruk bir salla geçerken bile gülen yüzleri, bayramlık bir giysi veya ayakkabının alınmasıyla nasıl sevince dönüşüyorsa;  ve belki zayıflarla dolu karnesini eve götürürken, karşılaşacağı tepkiler nedeniyle kafasında  beliren korkuyu da aynı seziyle asıverirler yüzlerine. Pasaklı, minicik suratlarına, salya sümük içinde bir ağlamayı kondurmuş küçük çocukların görüntüleri ise, Nobel’ lik bir olaydır aslın da.

 

Çocuklar ! Öğrendikleri her yeni bilgi ile dünyaları değişen, Hayat Bilgisi kitaplarındaki o güzelim resimlerin etkisiyle, geleceklerinin  hayallerini kuran, Kemalettin Tuğcu  okuyabilen, ekmek üstüne sürülmüş tereyağını en güzel nimet olarak yemekle yetinen ve hayvanları otlatmaya götürüp, yeşilliklerin zenginliklerinden nasiplendiren köy çocuklarının hikayeleri birbirinin aynı gibi görünse de, yanık türkülere  konu olan ilginç hayatlarıyla ne gariptirler aslında.
Doğayla iç içe yaşamanın nice anısı gizlidir o yüreklerde.
Baharın coşkusunu en iyi onlar anlatır yüzlerinde, dillerinde ...

Bedenine su yürüyen fidanların ve dallarında patlayarak fışkıran tomurcukların çiçeklenmesine kim onlar kadar şahitlik edebilir ki ?
Tarlaya atılan tanelerin üçte bir hakkını kendilerine ayıran, çiftçilerin mirasından paylarını almaya uğraşan serçelerin teşekkür şarkılarını onlar kadar kim dinlemiştir ki ?
Bahar ayında beyazlar giyen erik ve badem ağaçlarının çiçeklerinden sunulan o  yeşil meyvelerin tadını, yamaçlarından sökülen çiğdemlerin damaklardan gitmeyen tadını kim bu kadar güzel tadabilmiştir ki ?

Köy  çocuklarının, doğayla iç içe büyüyüp, her türlü yaratıcılığı kendi elleriyle oyuncaklarına yansıttıkları bir ortamı, lunaparkları olmasa bile ne kıskandırıcı bir şanstır aslında keyifleri.
Varoşlara yığılmış, beton  bloklar dünyasındaki, park etmiş arabaların arasında nasılsa boş kalmış sınıf büyüklüğündeki beton boşluklarda top oynamanın mutluluğunu yaşayan, plastik ya da elektronik dünyasının ürünlerini,  paketlerle ellerine ulaşılmış bularak, birbirinin aynısı oyuncak kopyalarıyla yaratıcılıklarını gidermeye çabalayan, ne yerlerse yesinler suratlarındaki  sarı çelimsizliği silemeyen kent bebelerinin mutsuz çığlıkları da bir isyan gibi yankılanır kulaklar da

Anadolu’mun tatlı bebeleri, umut dolu kardelenleri.
Güleç yüzlü çocuklarımız.
Yarınlarımız, geleceğimiz kardelenlerimiz...

Vedat ESER
 Ocak 2008


 

 

Son Güncelleme ( Pazartesi, 14 Ocak 2008 )
 
< İlk   Son >