|
Lale, bir devre adını veren sembol çiçek.Evet lale devri! Önceleri zaferler, sonraları bozgunlarla dolu tarihimizin baygın, renkli ve kokulu Lale Devri!1718'den 1730'a kadar süren Damat İbrahim Paşa'nın iktidar yıllarına tarih literatüründe "Lale Devri" denilmektedir.Lale Devri, savaşlardan bunalan İstanbul'un ve onu taklit eden diğer şehirlerin, İbrahim Paşa'nın öncülüğüyle, hayatın maddi zevklerinden yararlanmak istemesi şeklinde tarif edilebilir. Bu devirde saraylar, bahçeler, köşkler, konaklar, meydan çeşmeleri inşa edildi. İstanbul başta olmak üzere, geniş bir imar faaliyetine girişildi. Çiçekçilik, bilhassa lalecilik, inanılmaz bir gelişme ve rağbete mazhar oldu. Lalezarlar, sümbüllükler, gülistanlar İstanbul’u renklere ve kokulara bürüdü. İşte bu devrin en ünlü lale yetiştiricisi Mustafa Ağa Taşovalıdır. Mustafa Ağa lale devrinin meşhur lale yetiştiricilerindendir. Mahbubu zaman lalesini Mustafa Ağa yetiştirmiştir. Mahbubu zaman, mor fitilli, gül pembe beyaz bir lale idi. 0 zamanlar Mustafa Ağa Nevşehirli İbrahim Paşa'nın çuhadarı idi. Kaynak: Tokatlı Meşhurlar. Halis Asarkaya (shf:85) SEYYİD NURETTİN ALPASLAN İlçemizin güzel beldelerinden Alpaslan kasabası adını Seyyit Nurettin Alpaslan'dan almıştır. Nurettin Alpaslan'ın babası Seramettin Mehmet, onun babasının adı ise Kemahlı Ebu Bekir'dir. Soyları ise Horasan'dan gelen Türklerdendir. Tarihte Taceddinoğulları beyliğini kuran Taceddin Doğan Şah, Seyit Nurettin Alpaslan'ın torunudur. Prof. Osman Turan "Türkiye Selçuklularında Toprak Hukuku Miri Topraklar ve Hususi Mülkiyet Şekilleri" adlı eserinde Şeyh Nurettin Alpaslan'ı şu şekilde övmektedir. "Ariflerin Meliki, Muhakkiklerin örneği, iyilik ve yardımcıların Efendisi, Âlim ve fakirlerin Mürebbisi, Din ve Milletin ışığı İslâm ve Müslümanların güneşi, Melik ve Sultanların Müşaviri" gibi yüksek sıfatlarla Seyit Nurettin Alpaslan'ı övmektedir. Şeyh Seyit Nurettin Alpaslan bir Rufai Şeyhidir. İdaresi altındaki köylerden gelen vergi ve kiralar ile Zuday'daki (Alpaslan) arazi, kira gelirleri ile zaviye kurmuş, her gün yemek çıkarmıştır. Bu kurmuş olduğu zaviyede yolcular, misafirler, fakir ve fukaralar istifade etmişlerdir. Kurmuş olduğu külliyede: Misafirlerin atları ve mutfağa odun getiren hayvanları için han, misafirlerin ağırlanması için misafir evi, yıkanmaları ve temizlik için hamam, ekmek pişirmek için fırın, kira gelirlerinden toplanan buğday, arpa, mısır, vs. için ambarlar, ibadet için cami, gibi binalar vakfın ve külliyenin ekleridir. Kendisinin Şeyh ve Âlim oluşu sebebiyle Rufai tarikatını kurup, zaviyesini açıp, yolcuların, misafirlerin, fakir ve fukaranın gözetilmesiyle köylerin ve şehirlerin insanlarını kendisine çekmeyi ve şeyhliğini kabul ettirmeyi başarmıştır. Seyyit Nurettin Alpaslan’ın kabri kendi ismiyle anılan Alpaslan Kasabası'ndadır. Birçok tarihi eserin sergilendiği Alpaslan müzesinde Seyit Nurettin Alpaslan'a ait birçok eserde bulunmakt
|