HEPSI |0-9 |A |B |C |D |E |F |G |H |I |J |K |L |M |N |O |P |Q |R |S |T |U |V |W |X |Y |Z

Haber Yazarlar Ömer Celep

Kesk Musanın Kahvesi -10- Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: Ömer CELEP   
Salı, 04 Mart 2008

Rating 0.0/5 (0 vote)

 

Ömer Celep

ÇAYDİBİ’İNDE BİR MEKAN                                                          

KESİK MUSA’NIN KAHVESİ -10-   

 

       

           Ara sıra ben de katılırdım aralarına. Ama kabul etmem lazım ki beni daha çok ya ihtiyaçları olduğu ya da “hani ayıp olmasın, zaman zaman bizi emeği geçiyor” kabilinden çağırırlardı. Çoğunlukla gezmeye; pikniktir, balık avıdır veya herhangi bir yerde güreş müsabakaları gibi yerlere gitmeyi genelde ben teklif ederdim. Teklif benden olduğu için de ekonomik yükün ağırlığını genelde ben çekerdim. Bunun farkındaydım ama buna hep razı olurdum. Çünkü bu ekibin muhabbetini seviyordum ve mutluyduk hep birlikte. Birbirlerimizin iyi kötü günlerini paylaşıyorduk. Hele zaman zaman ırmak Yeşilırmak’tan tuttuğumuz balık ziyafetlerinde söylediğimiz yöre türküleri, yaptığımız soğuk sıcak şakalar, espriler… Bunların her birilerini yazmak mümkündeğil…

Bu ekipten Muhtar Ahmet’in oğlunun düğününde hep beraberiz. Ekip tam takım orda. Bu ekibe köyde imrenmeyen, bu grubun içine girmeyi arzulamayan hemen hemen yok gibi. Düğün sırasında ekibe katılabilmek için çeşitli davranış ve esprilerle göze girmeyen çalışanlar etrafımızda adeta pervane oluyor. Düğüne gelen davetlilere özel ilgiler, özellikle benim gözüme girebilmek için şakalar espriler….

Bu düğünden bir hafta önce de Zartıl’ın oğlunun düğünü vardı. Zartıl’ın düğününde gelen paradan dolayı yüzü gülüyordu. Tabiri caizse, Zartıl, karlaydı.

Muhtar Ahmet, sosyal yönden Zartıl’a göre daha geniş çevreye sahipti. Bu ikili daha önceleri çeşitli iş ortaklığı da yaptıkları için aralarında görünmez bir rekabet vardı. Ama her ikisi de bu rekabeti dışa yansıtmamaya özel çaba göstermesine rağmen gayet net bir şekilde seziliyordu. Düğün ilerleyip Muhtar Ahmet’in gelen düğüncülerinin açıkça belirmesi üzerine Zartıl ara sıra yanıma yaklaşarak kulağıma “yahu hocam bu ne kadar düğüncü böyle, yoksa bu deyyus zorla mı getirtiyor bunları. Köylere araba mı gönderiyor düğüne gelmeleri için” serzenişini fısıldıyordu. Ben olabildiğince mutluydum gelenlerden. Akşama doğru, düğüne gelenlerin artması üzerine hizmet aksamaları doğmaya başlamıştı. Hizmet edenlerde stres kendini gösteriyordu.

      Bir ara yanımdan Zartıl’ın kaybolduğunu hissettim. Aradan yarım saat kadar bir zaman geçti ki, düğüne gelenlerde bir duraklama oldu. Biz biraz rahatlıktan yararlanarak bir araya geldik ve hizmetin aksayan kısımlarını giderme yollarını tartışıyorduk. Aradan bir iki saat geçti davetlilerin kelişi tamamen kesildi. Kendi kendimize “acaba neler oluyor” diye değerlendirmeler yaparken, eski bir tanıdığımız arabasıyla düğün yemeklerinin yapılarak servis edldiği yere yanımıza gelerek durdu.

         -Arkadaşlar başınız sağ olsun. Kimdi bu cenaze yahu, tam da düğün günü demek takdir böyleymiş?

         Hepimiz şaşırdık birbirlerimize bakındık  ve ben durumdan prelenerek,

         -Yahu ne cenazesi, nerden çıktı bu cenaze işi?

         Adam;

          -Yahu Zartıl köyün girişindeki kavşağa durmuş, düğüne gelenleri “köyde cenaze var, bu nedenle düğün iptal edildi diye geri gönderiyor.

         Birbirlerimize tekrar baktık. Şaşırmıştık. Olan bitene bir anlam veremiyorduk.

            Hakkı, acı bir gülüşle yüzlerimizi biraz süzdükten sonra işi çözdü. Gerçi hepimiz anladık ama yapılacak bir şey yok.

         Muhtar Ahmet büyük bir hışımla;

         -Vay…. Deyip arabaya bir hamlede binmesiyle, arabanın tekerleklerinin patinaj seslerinin yükselmesi bir oldu.

         Hepimiz durdurmak için arkasından koştuk ama nafile.

         Bizler de arabalara binerek arkasından koştuk. Olay yerine vardığımızda; Zartıl durumu sezmiş olmalı ki oradan uzaklaşmış.

         Muhtar Ahmet’i teselli ederek oradan uzaklaştırdık.         Bin türlü küfürler hakaretler…

         Tekrar döndük hizmet mekanımıza. Sağa sola telefonlar haberler v.s ile durumu düzeltmeye çalıştık ama Muhtar Ahmet’i durdurmak imkansız.

         Vuracağım o kavatı diye başka bir şey demiyor. Şuradan buradan derken gece yarısına doğru bir de baktık ki Zartıl gülerek geliyor. Onu bu gülüşünden anladık ki Zartıl Muhtar Ahmet’e şaka yapmış. Alın size buz gibi bir şaka.

         Muhtar Ahmet hışımla üzerine yürüdü Zartıl’ın. Araya girdik tekrar sakinleştirdik. Ama muhtar Ahmet? Aslına bakarsanız o da fırsatçı. Bu ke z o tutturdu.

-         Bu saatte gelen düğüncülerden (o günün şartlarında yüklü bir para) gelecekti sen engel oldun. Bu kadar para verirsen seni affederim yoksa kesin vuracağım oğlum seni.

Zartıl, bir taraftan Muhtar’ın kızgınlığını soğutmaya çalışırken bir taraftan da ona “gıcık verir” gibi gülüyordu.

Onun bu soğuk şakasına hemen hemen hepimiz tepki gözterdik ajka HÜDÜ’NÜN Adil’in tepkisi farklı ve oldukça sert oldu. Küfürlü, hakaret içerikli bir sürü laflar. Kuru Seyit, Kara İbrahim herkes farklı farklı tepkiler gösteriyorlardı. Ben ise olabildiğince oalyı yatıştırma gayretindeydim. Hepsin bir taraf olunca bu kez ben, “Yahu böyle soğuk şaka olur mu?” deyince, zaten hiddetinden yerinde duramayan benden yüz bulmuş olmalı ki, yakınındaki masa üzerinde duran su bardağını kapmasıyla Zartıl’ın kafasına vurması bir oldu. Sol kaşının üstü açıldı. Kanlar akmaya başlıyordu. Önce fark edemedi, sonra kaşından süzülen kanın yanaklarına doğru aktığını hissesince Zartıl. Kanın aktığını kendisinin yaralandığını ancak, elini yanağına götürüp karşısına aldıktan sonra fark etti.

Bu kez hepimiz birden Zartıl’ı tutarken Muhtar  Ahmet’ de kızıyorduk.Yaralanma karşısında zartıl sadece;

- Kafamı yardın lan. Diyebildi ama bir tarftan da hiçbir şey olmamış gibi gülüyordu. Sanki kafası yararlanan başkasıydı.

 

Son Güncelleme ( Salı, 04 Mart 2008 )
 
< İlk   Son >