Haber Yazarlar Ömer Celep |
| Farklı Belde Taşova -3- |
|
|
| Bu yazıyı gönderen: Ömer CELEP | |
| Pazar, 30 Aralık 2007 | |
|
Ömer Celep
Karadeniz ve Karadenizli ile adeta simgeleşen hamsi gayet parlak ve iri görünümüyle görücüye çıkmıştı. Yavaşça yaklaştım ve kalına yakın gövdeli, badem bıyıklı, başı balıkçı bereli Erol’a sordum; -Hamsi kaç para Erol? Erol, bir taraftan kasaları tezgaha taşımaya uğraşırken, kırık kasalardan tutuşturduğu, yanmakla yanmamak arasında karar vermeyen ateşi yanması için iknaya çalışırken, başını bana doğru çevirdi ve; -İki buçuk hocam! Kalitesine göre oldukça ucuz olmasından anladım ki, hamsi bu yıl çok bol olmalı. Balıkçı tezgahının etrafında dolaşan kedilerle köpek yavruları müdavim müşterilerden olmalı ki, Erol’la oldukça senli-benli görünüyorlar. Ara sıra Erol’dan azar yeseler de pek aldırış etmiyorlar. Erol bir taraftan bana vereceği balıkları tartarken bir taraftan da bağırıyor. “canlı, canlı, canlııı!” Taşova yöremize ait, yıpranmış giysili, beli hafifçe bükülü, eli bastonlu bir kadın yorgun adımlarla yaklaştı. Avazı çıktığınca bağıran Erol’a biraz da kızgın bir tavırla; -Balık taze mi yavrum? Erol, bunca bağırmasının anlaşılmamasının şaşkınlığı içinde harflerin üstüne basa basa; Kadın , Erol’un bu anlamsız çıkışına karşılık şu enfes cevabı veriyor. - BEN DE CANLIYIM OĞUL…. Ben sana taze mi diye soruyorum. Zar zor yürüyebilen kadının bu inanılmaz cevabı karşısında Erol gözünün altıyla benim dinleyip dinlemediğimi kontrol ederek kadına kaç kilo istediğini sordu ve balığını tartarak teslim etti. Kadın bu anlamlı cevabın sanki hiç önemi yokmuş gibi umursamadan yöneldi geldiği yere yürüdü. Erol tekrar tebessümle bana baktı ve lafın altında kalmış olsa da cevabı beğendiği için hiçbir tepki göstermeden bana; -Hocam hadi sana güzel bir malzeme çıktı bunu mutlaka yazarsın. Aslına bakarsanız ben de son derece beğenmiştim bu bitirim cevabı. Anadolu insanının alim değil ama arif olduğunu zaten biliyordum ama b u olayla bildiğim b u gerçeği perçinlemiş oldum. Bu cevap kadına mı aitti yoksa başkasından mı duydu bilmem ama bildiğim o ki; belki okuması yazması dahi olmayan bu yaşlı ve eski elbiseli kadın, bu cevabı başkasından almış olsa dahi yerinde kullanacak kadar zeki ve yetenekli. Bu aslında yöre insanının zekası yanında aynı zamanda pervasız bir cesaret taşıdığı fikrine de ulaştırıyor bizi. Balıkla beraber almam gerekeni almıştım oradan. Bu yaşlı kadından ve Erol’dan epeyce bir şeyler aldığımı da biliyorum. Oldukça asabi görünümlü Erol’un yaşlı kadının verdiği enfes cevap karşısında nasıl yumuşadığını gördüm ve öğrendim. Dilin tatlısına da doyulmuyor hani?
Balıkları aldıktan sonra ayaklarım beni köy ve belediye arabalarının park ettiği, taksici esnafının bulunduğu garaja taşıdı Ara sıra şehirlerarası yolcu otobüslerinin girişi sırasındaki canlılık yine beldenin ulaşımdaki önemini belirtmesi bakımından son derece önem arz eden düşünceler serpiştiriyor beyinlere. Sağa sola “tanıdık birilerine rastlarım” düşüncesiyle bakına bakına giderken, kısık sesli birinin “hocam!” diye bağırdığını duydum. Aldırış etmedim. Koskocaman garaj da tek hoca ben değilim ya diye düşündüm. Aynı ses biraz daha pekiştirerek bağırınca bu kez benim kastedildiğim fikrine vardım ve yöneldim sese doğru. İlerledim ki bizim Taksici Veysel Abi. Veysel Önder. Yani Dereköylü Veysel. Onu görünce ben hep gülerim zaten. Aslına bakarsanız o da beni görünce güler. Veysel Abi ile ne zaman karşılaşsak hemen birbirimize bir fıkra anlatırız. Veysel Abinin kulağında biraz duyma sorunu olduğu için onunla gizli bir şey konuşmak mümkün değil. Bana hemen teklifte bulunur. -Hocam bana bir fıkra anlat ama kimse duymasın. Veysel Abi benden dinlediklerini kendi malıymış gibi kullanacak ya, onu için kimsenin duymasını istemiyor. - Yahu Veysel Abi diyorum, sana da kimseye duyurmadan bir şey anlatmak mümkün değil ki. Gülüşürüz ve biraz sonra bir fıkra patlatırım. Öylesi, öylesine güler ki. Gözleri kaybolur adeta… Beli iki büklüm olur, ellerini birbirine vurarak; hemen her fıkranın arkasından aynı şeyleri söyler. -Hocam vallahi çok güzel yahu. Bunu artık hiç unutmam. Der ama hemen hepsini unutur yine de. Veysel Abinin ısrarına dayanamayıp taksi yazıhanesinde birer çay içiyoruz. Biz çaylarımızı yudumlarken Belediye zabıtası Niyazi, kapıyı hafifçe aralayarak, başını bize doğru uzatıyor ve “hocam bababın bir fıkrasını anlatacağım sana” diyor. Hemen dinleyelim Niyazi. Niyazi anlatıyor. Babam bir gün komşuya gece oturmasına gitmiş. Geç vakte kadar oturmuşlar, gece yarısı eve doğru giderken tuvalet ihtiyacı hasıl olmuş. Fazlaca sıkışmış olmalı ki; sağa sola bakmış kimseyi görememiş. Hemen olduğu yere duvara dönerek küçük çişini yaparken, tam o sırada köşeden Fadik belirmiş. Babamın, sokağın ortasına işediğini görünce çıkışmış. - Ulan eşek Gödek utanmıyor musun yolun ortasına işemeye sıkılmıyor musun.? Suçlu olduğundan dolayı söyleyecek söz bulamayan babam, suçunu bastırmak için, - Fadik sen beni günülüyon (Kıskanıyon). Sen benim gibi ayakta işe benden sana 10 koyun… Çok güldük. Niyazi bu fıkrayı anlattı araladığı kapıyı çekerek hemen ayrıldı aramızdan. Köylerden beldelerden müşteri taşıyan halk minibüsleri, belediye otobüsleri taşıdıkları yolcuları birer ikişer indiriyor köprübaşında. Elleri heybeli torbalı, bazen yarısı boş çuvallı insanlar alışık oldukları dükkan ve mağazalara, kahvehanelere yöneliyorlar. Buradan hükümet konağına kadar olan mesafede oldukça yoğunlaşan kalabalık, büyük bir şehir görüntüsü vermekte ise de, canlılık bu sınırları maalesef aşamıyor. Çoğunluğunu tekel işçileri ile orta öğretim öğrencilerinin oluşturduğu bu kalabalık belli ki sınırlı. Okulların tatil olduğu gün ve mevsimde bu canlılığı göremiyorsunuzdur herhalde. |
|
| Son Güncelleme ( Pazar, 30 Aralık 2007 ) |
| < İlk | Son > |
|---|

