Marmaris maviliğini, Van’ın enginliğini, Bitlis’in sarp kayalarını, Adana cömertliğini, Karadeniz hırçınlığını Akdeniz sakinliğini; baharın doyumsuz yeşilliğini, yazın bolluğunu, kışın rahatlığını hep Taşova’da bulursunuz.
Taşova aynı zamanda Anadolu’nun doğusu ile batısı arasında bir köprüdür. Azerbaycan Erzurum İstanbul yol güzergahı buradan geçtiği için hiçbir ulaşım problemi olmayan bu nadide belde teknolojik nimetlerden de gerektiği ölçüde olmasa bile oldukça şanslıdır.
Kökü Tokat sınırlarına ulaşan Yeşilırmağın geçtiği alüvyonlu topraklardan taşıdığı verimin ekonomisi ayrı bir zenginlik. İki tarafını, Özellikle Amasya’dan sonra zengin ağaç türlerinin oluşturduğu ormanlarla kaplı dağların kanayan yaraları niteliğindeki derelerin taşıdığı tertemiz sularla besleyen Yeşilırmak’ın beldeye kattığı güzellik içinde yaşayanların farkında olmamalarına karşın, tartışmasız nadide bir güzellik katmaktadır. Her şeye rağmen Tokat’tan sonra geçtiği yerlerdeki çevre kirini gidermek için belli ki hayli kirlenmiş Yeşilırmak. Etrafındaki ormanlardan inen tertemiz sular bile ırmağın kirini temizlemeye yetmiyor olmalı.
Ayrıca ırmağın Amasya’dan sonra en bol kolları olan, Durucasu, Akınoğlu, ve Destek çayları doğduğu yerde farklı, kavuştuğu yerde farklı güzellik sergiliyor. Çayların güzergahlarındaki yemyeşil bitki örtüsü ise adeta ırmağın etrafındaki güzelliklerle yarışıyor.
İşte böyle bir beldede yaşıyor olmanın zevki ve tadı hiç şüphesiz ki farklıdır.
Bir akşam vakti, şehri ortadan ikiye ayıran caddenin iki yanına serpiştirilmiş gıda dükkanlarından birine uğruyor, kısa bir akşam sohbetinden sonra eve gitmek için hazırlandığımda, gözüme; sokak lambalarının aydınlığı ile gece karanlığı arasında zar zor belli olan, oldukça modern giyimli, bîgünah simalı bir genç yaklaştı.
-Selamün aleyküm hocam!
-Aleyküm selam dedim ve dikkatimi yoğunlaştırarak yöneldim tatlı ve tebessüm kokan sese doğru. Yumuşak ve kibar bir beyefendi edalı bu genç Sami Bol’du.
Kış mevsiminin ayazından korunmak için vücudunu kumaş pardösü ile sıkıca sarmış eldivensiz elini pardösünün ceplerine saklamıştı. Ben yönelince ellerini pardösünün cebinden saygıyla çıkardı ve yumuşak bir eda ile;
-Hocam nasılsınız?
Aynı dikkat ve aynı rifkatle cevap verdim.
Karşılıklı olarak kısa bir hal hatır sorumundan sonra Sami, fikrindeki ciddiyeti yüzündeki zarafetle birleştirerek; bu cennet ülkemizin en şanslı yerine yaşadığımız anlamına gelen tatlı ve güzel sözler sarfetti. Belli ki, televizyonlarda meteorolojiden hava durumunu izlemiş olmalı. İstanbul yoğun kar yağışı altında, doğu bölgelerimiz kışa teslim, Edirne’de sel baskını, Antalya da dolu yağmış. Taşova’da ise bulutsuz bir havada kuru bir ayaza rağmen insanlar caddede gezinti yapabiliyor.
İçinde bulunduğumuz bu güzelliğin belki de bir nimet olduğunu düşündüğünü hissettim. Bu güzelliğin yazarak yaşatılması ve paylaşılması gerekliydi. Buna teşvik ediyordu Sami.
Öyle yapmaya karar verdim. Ayak üstü kısa bir sohbetin ardından vedalaşıp ayrıldık ve eve gelince bu günümü yazmayı uygun buldum.
Yazılanlar ve yazdıklarım benim sözlerim ama bu sözlerin kalemle kağıda dökülmesi fikri bizim Sami’den geldi. Artık karar verdim bundan böyle Taşova’da gördüğüm ve yaşadığım bütün güzellikleri yazmaya karar verdim. Bu güzellikleri yazmak için zaman ve ömür yeter mi bilmem. Ya nasip…
Ertesi gün, hafif bir kar serpintisi boyutunda ortalığı buğulu bir kırağı kaplamıştı. Gecenin ayazı oldukça eski model sayılabilecek arabamı çalıştırmada zorlanmama sebep oldu. Arabayı çalıştırdıktan sonra, ısınmasını bir müddet bekledikten sonra direksiyonu, oturduğum köyden Taşova merkezine doğru kırdım. Güneş bir hayli yükselmiş, kırağı güneşin ıssından kaybolmaya yüz tutmuştu.
Oturduğum köyle Taşova arasında uzanan Yeşilırmak üzerinde üç köprü bulunuyor. Taşova’ya yakın olan iki köprünün giriş ve çıkış yerlerinde bulunan gizli buz noktalarından geçerken bütün dikkatimi yola yoğunlaştırarak geçtim oralardan ve nadide beldeye ulaştım. Köprübaşında bulunan küçük balık tezgahına yeni getirilmiş Karadeniz hamsisi teşhir için hazırlanıyordu. Sabahın bu ayazında balıkçı Erol bir taraftan kasaları tezgah üzerine çıkarmaya uğraşırken uyuşmaya yüz tutmuş parmaklarını ara sıra ağzına götürüp ısıtarak canlı tutmaya çalışıyordu.