Canım, cennetim ülkemin her köşesi mutlaka farklıdır, mutlaka ayrı güzeldir. Marmaris; yeşille mavinin seviştiği cennetim mekanken, Van ilimin Muradiye ilçesindeki engin ve dipsiz manzarayı bulamazsınız, Çarşamba’nın denizle ırmağı öpüştürdüğü derinlikte…
Bulamazsınız, Konya bozkırının bahardaki halı desenli manzarasını cennette, bulamazsınız. Bulamazsınız; Erzurum’un Ilıca’sında Dadaşların cirit attığı, yiğitlerin harman olduğu panayırı bulamazsınız dünyanın başka bir köşesinde, bulamazsınız.
Adana; her mevsim yeşille, bollukla yaşarken, Edirne mevsimlik giyinir. Hakkari beyaz gelinlik içinde karşılar kışı.
Sivas? Ülkemde hüküm süren soğukların kervansarayıdır adeta.
İstanbul mu? Onu hiç anlatamam.
Dünyaya gelmiş ve gelecek herkesin göz koyduğu ve göz koyacağı emsalsiz tek ve ayrıca bir vatan…
Velhasıl cennet galiba burası… Benim vatanım…
Taşova’ya gelince;
Burası tamamen ve ayrıca hatta özellikle ayrı bir cennet mekan. Dünyada ne istersiniz? Hava mı, toprak mı, su mu, güneş mi? Hangisini tercih edersiniz, hangisini? Ya renklerden hangisini seçersiniz? Sarı, kırmızı, yeşil, mavi, siyah, beyaz ve hatta hayal bile edemediğiniz hangi rengi beğenirsiniz?
Gelin size yeşili her yerde, maviyi Boraboy’da, sarıyı vadide, kırmızıyı dağların sabah akşam yamaçlarında, siyahı Boğalı’nın bağrında, beyazı Akdağ’ın başlarında gösterelim. Hayal bile edemediğiniz renk cümbüşünü gelin, Şahin Yaylasında izleyin. Suların serinliğini ve görülmeyen tadını gelin Akdağ’ın derelerinde tadın.
Ciğerlere can veren çam oksijenini, yükselin Akdağ’ın zirvesine ve orada hissedin. İnin engine, yüzün Yeşilırmak’ta ve sonra yine yükselin Boğalı zirvesine, derinliğini gözlerin bile izleyemediği dipsizliği seyredin….
İnsanların cennetten bile bekledikleri sanırım bunlardır. Taşova işte budur. Siz şimdi bu ender beldenin adını koyun. Güneşin, bütün cömertliğini esirgemeden sunduğunu söylemeye gerek bile duymadım.
Bu seçkin beldenin emsalsiz bir özelliği daha var. Hangi mevsimde olursa olsun hem yazı ve hem de kışı aynı anda yaşayabilirsiniz. Temmuz aynın kavurucu sıcağında, fazla değil yirmi Km. yürüyün yorganla yatmak zorunda kalırsınız. Kışın en dondurucu soğuklarında bile sade bir yorganla rahat bir uyku yaşayabilirsiniz.
İnsan hayatı için başka ne hayal edilebilir ki? Ya da, dünyada bu kadar özelliği kendisinde toparlayabilen kaç belde bulunabilir?
Saymayacağım, daha doğrusu sayamayacağım doğal güzellikteki zenginliklerini. Çünkü her biri kitap sayfalarını dolduracak cömertlikte. Yaylaları üstünde barındırdıkları nice sevdaların izlerini taşıyor. Pınarlarından dökülen buz gibi suların dağıttığı şifalar, kim bilir hangi yaralı yüreklerin acısını dindirdi? Kim bilir hangi şaire ilham kaynağı oldu halı desenli yamaçlar. Çayır çimen dekorları kim bilir hangi ceylana mekan oldu bahar günlerinde? Ay kadar güzel ve kaynağındaki su kadar saf güzellerin tertemiz sevgileri kim bilir hangi “kur”larla kazanıldı çam diplerinde, gürgen serinliğinde?
Yüreğindeki yangını kavalın deliklerinden “horlatan” çoban kim bilir hangi meşeye, hangi taşa yasladı da söndürdü? Koyun kuzu seslerindeki coşkuyu kovalayan at kişnemeleri kim bilir hangi binicinin yüreğini hoplattı?
Enginden yükselen kıvrım kıvrım yollar, kim bilir hangi sevda türkülerinin suskun tanıklarıdır? Yolların kenarlarında asırlık çam ağaçları kim bilir kimleri selamladı, kimleri barındırdı serinliğinde?