HEPSI |0-9 |A |B |C |D |E |F |G |H |I |J |K |L |M |N |O |P |Q |R |S |T |U |V |W |X |Y |Z

Haber Yazarlar Bayram Öztürk

Search by tag : Yazarlar, Bayram Öztürk, Taşovanın Eğitim Profili


İnsan Hakları 2 Yazdır E-posta
Bu yazıyı gönderen: admin   
Salı, 18 Aralık 2007

Rating 0.0/5 (0 vote)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İNSAN HAKLARI (2)

 

            Salı günü çıkan birinci yazımda insan haklarının ne anlama geldiğini ve insan haklarını uygulama noktasında ideal bir devletin temel niteliklerinin neler olması gerektiğini ifade etmeye çalıştım. Bu yazımda da bu niteliklerin neler olduğunu kısaca hatırlatıp, Türkiye’de insan hakları sorunlarına kısaca değinmek istiyorum.

 

            Bir devletin olmazsa olmaz temel nitelikleri şunlardır:

Her şeyden önce demokratik olması, insan haklarına dayalı sosyal ve hukuk devleti olması ve inançlara karşı eşit ve saygılı bir devlet olmasıdır.

 

            Demokrasi halk egemenliğine dayalı, fikirlerin rahatça konuşup tartışıldığı her düşüncenin hoşgörü ile dinlendiği bir yönetim tarzıdır. Bu tanımlamalar artık yetersiz kaldığı için, çoğulcu demokrasi (Sami Selçuk- Yargıtay Eski Başkanı) kavramı kullanılmaktadır. Çoğulculukta fikirlerin çokluğu ve çeşitliliği esastır.

            Çoğulcu demokraside devletin ideolojisi ve dayattığı görüşü yoktur. Bunun içindir ki her türlü fikir, özgür bir ortamda ifade edilip tartışılacaktır. Eğer tartışma yoksa herkes aynı fikirde ise Mevlana’nın ifadesine göre orada hiç kimse yeterince düşünmüyor demektir. Bazı görüşler bugün tehlikelidir veya yanlıştır diye yasaklanıyor ve baskı altında tutuluyor ise bu düşünceler yarın illegal örgütlenmeler olarak ve merak duygusuyla da güçlenerek yeraltına inecekler, demokrasinin ve fikir özgürlüğünün baş düşmanı kesileceklerdir. Onun içindir ki her yasak, yasaklanana güç kazandırmış aykırılığı biraz daha mayalandırmıştır. (Sami Selçuk) Yanlış diye nitelendirdiğimiz fikirleri etkisiz kılmanın çözümü onları serbest bırakıp onlarla ilgilenmemektir. Descartes’in ifadesine göre sağduyu insanlar arasından eşit pay edildiği için halkın sağduyusu her zaman galip gelecektir. İnsan yanakları kızaran, hak ettiği değer verilmeyince öfkelenen, değer verilince de gururlanan bir varlıktır (Fukuyama). O halde halka güvenmek ve ona saygı duymak gerekmektedir. Zaman zaman dillendirilen savunma şudur: Efendim halkımız cahil bilgisiz yanlış fikirlere aldanırsa ne yaparız… Yukarıda da ifade ettiğim gibi halka güvenmek veya halkı eğitmek zorundayız. Riskler olsa bile devletler risk alabildikleri oranda güçlenirler.

 

            Çoğulcu demokrasi ve hukuk devleti ilkesi bu çağdaki insan düşüncesinin ulaştığı bir kavşak noktasıdır. Hukuk devletinde devlet sınırlı doğmuştur. Hak ve özgürlükler hukuksal güvence ile devletin dahi müdahale edemeyeceği şekilde korunmuşlardır. Az devlet çok hukuk(Sami Selçuk) anlayışına göre hukuk çoğaldıkça devletin meşruluğu ve saygınlığı artacaktır.

 

            Sosyal devlet hak ve adaleti tesis eden, kanunlar karşısında herkesin eşit olduğu, muhtaç olanların gözetildiği, insanların bugünlerinden ve yarınlarından emin olarak yaşadıkları devlet demektir.

 

            Demokratik hukuk devletinin bir sonucu da laik olmasıdır. Yani din, vicdan ve inanç özgürlüğünün olduğu, inananların inandıkları gibi yaşayıp, ibadetlerini yapabildikleri, her dine karşı tarafsız ve eşit mesafede olan devlet demektir.

 

            Bu açıklamalardan sonra ülkemizdeki uygulamalardan kısaca söz etmek istiyorum. Anayasamızın ikinci maddesi; Devletin temel niteliklerini insan haklarına dayalı laik demokratik sosyal hukuk devleti olarak belirtmektedir. Fakat yasaların yazılı olması yeterli değildir. Mühim olan bu yasaların özümsenmesi ve hayata geçirilmesidir. Bu anlamda uygulamada bazı sıkıntılarımız bulunmaktadır. Türkiye’de hala fikirlerinden ve inançlarından dolayı mahkûm olan, mahkeme kapılarında sürünen, aşağılanan veya bir takım haklardan mahrum bırakılan insanlarımız vardır. Hala hukuku içine sindirememiş devlet görevlilerimiz vardır. Hala seçilmişlerle atanmışlar arasında ki iktidar mücadelesi devam etmektedir. Devletin gayretlerine rağmen hala açlık sınırında olan işsiz olan iş bulup ta emeğinin karşılığını alamayan asgari ücret gibi hiç de ahlaki olmayan ücretlerle çalıştırılan, sosyal güvenceden mahrum insanlarımız vardır. Yine kadınlara karşı ayrımcılık, töre kurbanları, eğitim mağdurları çocuk istismarları, insan ticareti, fuhuş çeteleri ihale mafyaları, adam kayırmacılık gibi sıkıntılarımız bulunmaktadır.

           

            Güzel şeyler yok mu tabi ki vardır. Her şeye rağmen fikir özgürlüğü adına dimdik duran, ötekinin hakkını savunan, emeğin karşılığını veren, hak ve adaleti gözeten hukuka riayet eden çokça örnekler de bulunmaktadır.

 

            Özellikle son günlerde hızlanan sivil anayasa çalışmaları iyi bir aşamadır. Birkaç yıldır valilikler ve kaymakamlıklar bünyesinde hizmet veren insan hakları kurulları bir başka örnektir. Dört yıldır Milli Eğitimde uygulanan okul öğrenci meclisleri projesi öğrencilerinde yönetime katılması açısından önemli bir projedir. Yeterli midir? Tabi ki hayır. İletişim teknolojisinin gelişmesi, insanların eğitim kalitesinin artması, sivil toplum örgütlerinin bilinçlenmesi ile bu süreç biraz daha hızlanacaktır. Bu noktada sivil toplum örgütleri çok önemlidir. Vatandaşın sesi ne kadar gür çıkarsa bizleri yönetenlerin ağır işiten kulakları, ağır gören gözleri kısaca algı organları bu gür sesi daha iyi algılayacaklardır.

 

                                                                                                      Bayram ÖZTÜRK

                                                                               Taşova Karadeniz Kültür Yardımlaşma ve

                                                                                               Dayanışma Derneği Başkanı

Son Güncelleme ( Salı, 18 Aralık 2007 )
 
< İlk   Son >